Ada TV’de Hasan Hastürer’in gündemdeki konu başlıklarını yorumladığı ‘Hasan Hastürer ile Bugün ve Son nokta’ programına bir dönem başbakanlık da yapmış olan Hakkı Atun konuk oldu. Sendikaların ülke genelinde yapmış olduğu eylemlerle ilgili samimi açıklamalarda bulunan Atun, hükümetin tarafları mağdur etmeyecek bir karar alması gerektiğini vurguladı. Başbakan İrsen Küçük ile ilgili ilk düşüncelerinin şimdilerde değiştiğini de söyleyen Atun; “UBP içinde Eroğlu’nun yerine kim başbakan olacak denildiği zaman ya derim içinden en deneyimli İrsen Küçük’tür ve yaşı başı itibariyle bu işi kıvırabilir. Eroğlu’nun kendi kucağına attığı sorunların hakkından gelebilir diye düşündüm ama yanılmışım bu konuda”dedi. Hasan Hastürer’in sorularını yanıtlayan Atun’un çarpıcı açıklamaları şu şekilde oldu:
‘HÜKÜMETİ VE SENDİKAYI YÖNETME BİR UZLAŞI SANATIDIR’
-Ne olacak bu memleketin hali, yıllarca siyasetin içinde bulundunuz, UBP’de de etkin yerlerde bulundunuz. Hiç düşündünüz mü UBP cadı kazanı gibi hep kaynayacak?
“Kendi kendini yönetemeyen başkasını nasıl yönetir. Elbette doğal olarak her geçen yılın bize bir şey öğretmesi lazım. UBP’nin daha olgunlaşmış iş bilen hale gelmesi söz konusuydu. CTP iktidarını da eleştirirdik veya kendi kendilerine zarar verecek çıkışlar yapıyorlar nasıl olur böyle bir şey derdik. Rahat bir seçim kazandı, bunlar daha deneyimlidir herhalde daha iyi yönetecekler diye, o günden itibaren gidişat ve Türkiye ile olan ilişkiler itibariyle de Eroğlu’nun tamamıyla kendini Cumhurbaşkanlığı’na endekslemesi UBP içinde büyük bir zaman kaybın oldu ve sorunlar daha da birikmiş oldu. UBP her geçen gün daha da acemice beklentilerimizin tersine bir uygulama işine girdi. Verilen bir karar bir hafta sonra değiştirildi bu hükümete olan güveni ahlak nezdinde sarsan bir durumdur. Bu gittikçe artan bir durum ortaya koydu ve sendikalarla bir tek gün huzurlu geçmedi. Halbuki sendikalarla uzlaşma yönünde oldukça birikmiş bir deneyimimiz olması gerekirdi. Eskiden en azından ilgili bakan devreye girerdi önce, o da olmadı Cumhurbaşkanı devreye girerdi ve bir ara yol bulunurdu. UBP iktidara geldiğinden beri hiçbir konuda huzur verici iki tarafı da tatmin eden bir yaklaşım göremedik. Her geçen gün bunun daha da kötüye gittiğini görüyoruz. Halbuki bu gösteriyor ki hükümeti yönetme sendikaları yönetme bir uzlaşı sanatıdır.
‘SON GELİNEN NOKTADAN İNSAN HİCAP DUYUYOR’: Mesela Altan Öymen’in değişme yılları diye kitabını okuyorum. Trowman’la MacArthur’un Kore harbinde birbirleriyle ters düşmeleridir. Orada belli ki pasifik savaşını kazanmış Japonya’yı yönetmiş Kore savaşında görev almış komutan belli ki şımarmış MacArthur kendisini Washington’a davet eder; ‘Ben görevimden fazla uzak kalamam siz gelin’ der. Koca Cumhurbaşkanı... Orada esneklik gösterir ve kendisi bir adada buluşmayı teklif eder. MacArthur ikisinin de uçağı havada onun önce inmesini bekliyor. Memleketi düşünüyor Kore Harbi’nin geleceğini düşünüyor. MacArthur Kuzey Kore’ye saldırmayı Çini ve Rusya’yı karşısına almayı göze alıyor. Başkomutan o, nihayet ikna ediyor kendisini önce MacArthur iniyor, toplantıya 45 dakika geç gidiyor Cumhurbaşkanını bekletiyor ve Cumhurbaşkanı, ‘bunları sakın bir daha yapma2 diyor ama koparmıyor. Uzlaşmayla ilgili bir cumhurbaşkanının olayı koparmama dışa yansıtmama dünyayı yöneten Amerika’nın bunu bir kriz haline getirmemek için böyle bir esneklik devlet adamlığı gösterebiliyor. Bizdeki durum bütün yapılan yanlışlıklara ilaveten son gelinen nokta itibariyle hicap duyuyor insan.”
‘İRSEN KÜÇÜK’ÜN BU İŞLERİ HALLEDEBİLECEĞİNİ DÜŞÜNDÜM, YANILMIŞIM’
-Son birkaç gün neler hissetiniz?
“Çektiğimiz fiziki rahatsızlık bir yana gerçekten hangisine kızalım diye düşünüp durdum. Hükümete mi sendikaları mı kızayım. Esasında ikisi de hatalı. Özelleştirmeye karşı sendikaların tutumunun en önemli gerekçesi stratejik konu olduğu içindir. Bütün halkı ilgilendirir hayatıyla ilgilidir. Bu konuda halkı hiçe sayarak hükümetin yetkisini hiçe sayarak yasak konduğu halde halkı noktalarını da gölgeleyerek bu yola gidiyorlar ve halka adeta ızdırap çektiriyorlar. Elektrik geldiği zaman da esasında tedirgin oluyorsunuz, ne saat gidecek diye. Esas ciddi tarafı, bu kadar zaman geçti bu noktaya gelebileceğini hükümet çoktan geçirebilmiş olmalıydı. Mekanizma işlemiyor, sanki ilk defa hükümet ediliyor halbuki UBP içinde Eroğlu’nun yerine kim başbakan olacak denildiği zaman ya derim içinden en deneyimli İrsen Küçük’tür ve yaşı başı itibariyle bu işi kıvırabilir. Eroğlu’nun kendi kucağına attığı sorunların hakkından gelebilir diye düşündüm ama yanılmışım bu konuda. İrsen’den bunları çok da kıvrak olarak haledebilir diye düşünüyordum.
‘HER ŞEYİN BİR ADABI VAR’: Bir gün meclis başkanıyım ve etrafını sardı çiftçiler, kendilerini çağırdım, farzı mahal biri bir rahatsızlık geçirdi onu hastaneye nasıl yetiştireceğim. Her şeyin bir raconu var, adabı var. Bunu bu noktaya getirmenin, halka bu kadar zarar vermenin ekonomik yönden ayakta durabilmek için yine Türkiye yardımımıza gelmese perişan olacağız, ona rağmen kendi elimizle kendi gözümüzü çıkarıyoruz, kendi bindiğimiz dalı kesiyoruz. Bu grevler başlayalı parasal olarak kim bilir ne kadar zarar girdik. Sendikanın tutumuna geldiğimizde santral ta yapılsın akla karayı seçtik. Başbakan olarak elektriksizliğin en acı dönemini yaşadım. 60 megavatlık santral patlayınca sıfırlandı, bir tek 15 megavatlık dikmen santral kaldı Rum da hepsini kesti. Gece telefonlar gelirdi ‘sizde elektrik var mı’ diye. O günleri nasıl atlattığımı bir Allah bilir bir de ben sanki de herkesi evindeki elektriği ben kesmişim gibi. Bundan rahatsız olan pek göremiyorum bu konuyu, böyle bir durum yok ve bu devlet yönetme değildir.”
-Bu gün siz başbakan olsanız ne yapardınız bu sorunla ilgili?
“ Sendikanın halkını da düşünerek haklılığın a da gölge düşürmeden bu noktaya gelmemesi gerekir. Yasak konulduğu halde bu yasağa uymamaları, bu kadar yıl uyulduğu halde uymamaları son derece yanlış ve bu hükümeti o zaman kendilerini cezalandırma hakkını doğuruyor. Uymadıkları için bunlar hakkında ne işlem yapılacak hepsinin görevden atılması bile gündeme gelebilir diye düşünüyorum ve büyük santrali hükümet ne yapıp edip çalıştırmalıdır.”
-Başbakan olsaydınız nasıl uzlaşı yolu bulurdunuz?
“Bulurdum diye düşünüyorum insanlar konuşarak anlaşır. Mağusa’nın sancaktarına gittik bir gün, bilhassa komutanlara o dönemlerde bir şey söylemek istemek mevcut durumu değiştirmesini istemek… 72-73 yılları, Ahmet Sami Bey’le Mağusa sancaktarına gidiyoruz. Köyümüzün gençliği bir kulüp binasına sahipti, benim mühendis olup geldiğimde ilk yaptığım iş proje çizip bina yapmaktı. “Bina karargahtır çocuklar sokaktadır üst kata yapalım karargahı altı gençlerin olsun” dedim. Dedi ki ‘bu memlekette tanıdığım en ikna edici iki insan var karşımda, biri siz bir de Ahmet Sami Bey derhal bu olacak’ dedi. Halkı cezalandırmanın, birkaç kişi dışında hak veren çıkmadı. Bu santral her şeyden evvel halkın malıdır. Bu kadar yetkisini aşmasını sendikaların doğru bulmuyorum. Sendikal eylemlerin ve sendikal demokrasinin de yozlaşmaya yüz tutuğunu görüyorum. Her şeyin bir kırılma noktası olmalıdır ve Avrupa’da bazı ülkeler koalisyondan başka bir şey kabul etmiyor. En sağlıklı budur ama ikisi de aynı noktada ısrar ederse bundan ne anlam çıkar.”
-Göçmen evlerinin yaratılmasına fiilen vardınız değil mi? O evlerin projesi kime aitti?
“ Evet vardım. İkinci adamdım ama tasarım yününde birinci adamdım. Bir santimetre kare bile alan kaybı yoktur. Kaliteyi arttıralım diye müsabaka yaptık aramızda. O günün şartlarında dairede bizim gibi yetenekli Kaşif Bey’indi proje. İmam evi ve öğretmen evi projelerinde çok katkıları oldu.”
‘ŞİMDİLERDE NE YAPTIĞIMIZI BİLMİYORUZ’
-O yıllarda daha mutluyduk neden?
“Ne yaptığımızı biliyorduk şimdi adeta ne yaptığımızı bilmiyoruz. Bana en acı gelen, o günlerde ruh ve gönül birliği de vardı. Askeri bir otorite vardı, doğru şeyleri yapmak için askeri otorite mi istersiniz diyecek kadar demokrat olmama rağmen aklımdan o da geçmez değil. En acı tarafı, biz kendi kendimizi yönetmez miyiz? Bugün Cumhurbaşkanımız, haklarımızı savunabilmek için cebelleşiyor ama biz burada en öncelikle ihtiyacımız olan konuları bile yüzümüze gözümüze bulaştırıyoruz ve orta yolu bulup bu sorunlarımızı çözemiyoruz. Rum tarafında santral patladı ama anında önlem almaya başladılar. Yüzer santral getirdiler. Hiç aklınıza gelir miydi Türklerden elektrik satın alsınlar. Şimdi de biz onlardan alıyormuşuz diye duydum. Hükümet etme dinamik ve süratli karar vermeyi gerektirir. Gerekirse hükümet istifa eder bu konular basit değil. bütün halkın kaderi yaşamı, hükmedeceksiniz. İnatlaşarak çare mi?”
‘UZLAŞI KÜLTÜRÜMÜZDE YOK’
-Uzlaşıyı çok devre dışı bırakmamam uzlaşıyı becerebilmektir?
O kültürümüzde yok. Sıkıntılar oradan geliyor. Türkiye ve biz ne kadar birbirimize benzeriz. İlk yıllarda UBP’nin çoğunlukla olduğu durumlara Türkiye’deki çok partili sisteme geçildiği zaman partizanca yaklaşımlar bu Türk olarak kültürümüzde yer etmemiş. Doğan Kuban, kentleşmenin bir uygarlık olduğunu söyler. Göçer olduğumuzdan dolayı mı bu kadar mesafe kat edemiyoruz. Hala etkisi altındayız demek istiyor. Eğer bütün dünya başta Türkiye bizim bu kadar iç içe olduğumuzu ülke bizim ayakta durmamızı yaşayabilmemizi sağlayan ülke özelleştirmeye gidiyorsa alabildiğine, artık özelleştirmenin de buna rıza göstermek lazım.”
-STKY’a verilmesiyle ilgili Ankara’dan baskı var mıydı?
“Galata Köprüsü inşaatında bazı yakıştırmalar oldu ama hiçbir şeye tenezzül etmediğinden neredeyse eminin. Orada hata Özker ikna oldu MYK’da itiraz edildi ama MYK’nın tahrik edilmesi Aydan Karahan’ın yüzünden oldu. İç işlerimizdeki CTP bizden çok daha duyarlıydı bu konuda basın toplantısı yaptı ve yorum yaptı. Yeşil ırmak barajı nasıl suya düşmüşse santralin de özelleşmesi 95 yılında başarısızlığa uğradı. Hala daha uğraşıyoruz ve bu sorunu çözemiyoruz.”
‘BİZİM ZAMANIMIZDA DA TAM BİR OTORİTE YOKTU’
-Toplum politikacıya güvenmiyor, bunu nasıl aşacağız?
“Bana önek olacak memlekete çeki düzen olacak hükümet örnek olamıyorsa halk hayli hayli yozlaşır. Birbirimize saygısızlıkta adeta birbirimizle yarış ediyoruz. Araba park etmekten kendi keyfine göre inşaat yapamaya kadar, anında müdahale etmesem nasıl durduracaksın. Bu ülkede en büyük sorun otoritesizliktir. Halkı saygı göstermeye zorlayamıyoruz bir türlü popülist bir evham içine girmişiz, halkı zorlarsam yarın bana oy vermez. Adam gibi yönet otoriteyi kur. Doğru olanla yanlış olan bellidir. Bu konular yıllardan beri zafiyet olarak devam ediyor. Bizim zamanımızda da tam bir otorite var mıydı söyleyemem. Can demir Orhan bir gün bize üç önemli sorununuz var, birincisi eş değeri bir an önce halletmeniz lazım ikincisi otorite boşluğu var. Üçüncüsü de kendi kendimize yeterli olmaydı herhalde. Türkiye’den yatırım gelsin diyoruz bir şey gelince rahatsız oluyoruz. Mimarlara bile şans tanınmıyor. Türkiye’nin de bazı konularda daha esnek entegre olmamız gerekiyor. Nasıl düzelir, demokratik bir ülke olduğumuza göre aklıma gelen yanıt demokratik yöntemle, bakanı, başbakanı değiştirmekle olur. Ben cumhurbaşkanından iç konulara daha uzlaştırıcı sorunlara değinen biri olarak bakardım. Devletin başkanıysan mahkemelerden adalet sistemimize kadar en aşağı kadar süzgeçten geçirmeli. Ben devlet başkanı olsam tüm bu konulara eğilirim diye düşünüyorum.”
“Ocak ayının yeni bir haftaya harika güneşli bir günle başladık. Hafta sonu yağmur ve fırtına vardı. Bunlar aslında bizi çok korkutmuyor. Aksine Londra havasını çağrıştıran kapalı, rüzgarlı, yağmurlu havaları da seviyorum. Yağmuru hepimiz seviyoruz. Bütün bu olumsuzlukların içerisinde suyu gördüğümüz zaman suyun hayat olduğunu biliyoruz ve suya her zaman ciddi ihtiyacımız var. Gel görünüz ki hafta sonu yağmura sevinemedik. Çünkü doğru dürüst elektriğimiz haberleşmemiz internetimiz olmadı telefonumuz çalışmadı. Elektriksiz dönem telefonsuz dönem de hatırlıyorum. Bunlar olmazsa hayat durur mu durmaz belki ama alıştıktan sonra insanın tabiatına uygun olan ileriye gitmektir sahip olduklarımızı yitirmek ve tekrar, Allah fakir fukarayı sevindireceği zaman eşeği kaybettirip buldururmuş. Eşeği kaybedip bulmak gibi bir durum yaşamamak gerekir. Elektrik sıkıntılarının herkesi etkilediğini içinde bulunduğumuz durumun aşılması için ortak akıl gerektirdiğini konuşacağız. Kavga etmek sataşmak kolay bütün mesele herhangi bir sorunu barışçıl yaklaşımlarla aklın yoluna koyarak çözebilmektir. Yıllardır kavga yeteneğimizi yetiştirdik, meyhane kültüründeki buluşmayı da doğru dürüst uzlaşı kültürünün yerine koymaya çalıştık. Ciddi meselelerde bir arpa boyu yol almadık o yol almamayı da o farklı çatışan unsurlar meyhanede buluşarak adeta kutladı, dıştan bakanlar da ‘ne hoş görülü insanlar Kıbrıslı Türkler, siyasette kavga ediyorlar ama kavga edenleri akşam meyhanede buluyoruz beraber’. Sanıyorum biz bunlarla hep yanılttık. Bu noktada bu topluma yıllarını veren, yıllarca siyasetin içinde olmasına rağmen bozulmuş siyaseti beyaz gömleğinde bir sinek kirliliği kadar kirletmeden yaşayan hiç payını almayan ülkede milletvekilliği bürokraside bir yerlerde bulunmuş bakanlık yapmış ama hem kendine yakınlarına şu çıkarı sağladı diye bir kelime söylenmemiş bir insan aradım ve buldum. Sayın Hakkı Atun.”
Hastürer; “Sorunlar yaşamın vazgeçilmezidir, sorunsuz bir ülke devlet yoktur. Bütün mesele sorunların olması değil sorunların aşılabilmesidir. Bazen bu sorunlar daha büyük boyutlar alır ve daha büyük boyutlar alırken de kriz deriz. Bütün mesele krizleri yönetmektir. Olağanüstü durumlarda yetenek beceri ortaya çıkar. 32 yıl pilotluk yapan ve emeklilik noktasına gelen pilota sormuşlar nasıl bir pilottunuz iyi bir pilot olup olmadığını deneme şansım hiç olmadı yani hep şansı yaver gitti, hava koşulları onu zorlamadı ama bir kaç yıl önce New York’ta nehre indirmişti uçağı pilot. Devlet yönetmek de pilotluğa benzer, şansınız yaver gidebilir ama bu coğrafyada problem sorun olacak çünkü biz ardışık ciddi travmalar geçirdik. Sosyal depremlerin bütün değerlerimiz zorladığı bir realitedir. 74’ zor yıllardı ama maddi anlamda ciddi bir bolluk bulduk o gün hapı yuttuk çünkü o ganimet bizim bütün değerlerimizi bozdu o günden bu güne de her ne hal ise çok da hayır etmedik. Biz bu küçük toplumda hepimizin bir yerlere hukuku var ama sorunları çözemiyoruz, çözemeyince de insanların ruh halini bozuyor.”