Hak aramak ve sendikacılık anlayışı...

Bütün ülke genelinde tamamen çağdışı olan ve topluma yaşamı zehir eden bir uygulamayla karşı karşıyayız.

Bütün ülke genelinde tamamen çağdışı olan ve topluma yaşamı zehir eden bir uygulamayla karşı karşıyayız.

Bu uygulamanın iki paydaşı var.
Birincisi hükümet, ikincisi de bu küçük ülkede hüküm süren sendikal anlayış.
İkisi de birbirinden çarpık bir tez, bir anlayış üzerine kurulmuş.
Bazı sendika başkanlarını dinliyorum, verdikleri beyanatlara bakıyorum.
Neymiş efendim, son seçimde UBP iktidara gelmeden o zamanki UBP Başkanı Derviş Eroğlu bazı sendikalarla bir anlaşma yapmış, bazı şartları kabul eden bir belgeyi UBP adına imzalamış, şimdi ise UBP sendikalarla yapılan bu anlaşmaya uymuyormuş.
Sözkonusu belgeye imza koyan sendikaların şart şurt dediği düpedüz seçim rüşveti ve seçim şantajı!!!
Adını doğru koyalım, işimize geldiği gibi değil beyler!
Bazı sendikalar o zamanki UBP Başkanına şart şurt diye düpedüz şantaj yaptı, Eroğlu da bu şantajı gördü ve bir siyasetçi olarak gereğini yaptı!
Neydi gereği?...Anlayacağınız dilden söyleyelim...Dereyi geçene kadar kendini akıllı sanana dayı deme meselesiydi gereği!!!

Dere geçildikten sonra, kendini akıllı sanan ve kısa günün karını geleceğe tercih ettiklerinden dolayı KKTC’nin eğreti siyasetinin parçası olmaktan bugüne kadar hiçbir şikayeti olmayanlar ise kendi elleriyle yaratılmasına ve devam ettirilmesine çanak tuttukları düzen tarafından bir bir biçiliyorlar, biçilirken de hakkımızı yiyorlar diyerekten toplumun hakkına kendileri gasp ediyorlar...
Sendikacılar o belgeyi UBP başkanına imzalatırken kendilerini onun yerine koysalardı, dere geçildikten sonra UBP’nin ister istemez çark edeceğini de anlarlardı...
UBP’de kendi yarattığı veya yaratılmasına çanak tuttuğu problemleri çözebilecek kapasite olsaydı, bugünkü kadro işbaşında olmazdı!

Aynı şey diğer siyasi partiler için de geçerli.
UBPlilerin tümü olmasa da, belirli bir kesimi ülkeyi bugünlere getiren çarpık zihniyetin temsilcileridir, tıpkı sol gösterip sağ vurmayı marifet sayan CTP ve diğer partilerde olanlar gibi!!!
Sendikaların büyük çoğunluğu ise bugüne kadar iktidar koltuğuna oturanlarla kolkola gitmeyi, siyasileşmeyi tercih etmişlerdir, asli görevlerini asla ve asla yerine getirmemişler, asli görevlerini yapar gibi yapmışlardır.

Kısacası, sendikalar ve başta UBP ve CTP olmak üzere, bugünkü eğreti siyasetin yaratıcıları ve temsilcileri gündüz kavga etmişler, gece hırsızlığa beraber çıkmışlar ve bu ülkenin kaynaklarını ve geleceğini çarçur etmişler, devletin kurum ve kuruluşlarını çiftliğe çevirmişler, devlet kaynaklarını har vurup harman savurmuşlar, bu arada da bu iki grupta aklı ötekilerden daha fazla kesenler bulandırdıkları suda balık avlayarak köşeyi dönmeyi ihmal etmemişlerdir.
Bu iki grup kendi elleriyle birbirlerini beslediler, büyüttüler, ve bu çarpık gidişatın sonunda da her iki tarafı da sokmaya hazır, her türlü yüzsüzlüğü marifet sayan bir siyaset yılanı yarattılar.
Sonuç itibarıyle, şimdilerde ise birbirlerini sokmaya başladılar, kaçınılmaz olarak!
Ve bunun kaçınılmaz olacağını da asla ve asla hesaplamadılar, çünkü işlerine gelmedi, çünkü hesaplayacak kapasiteleri yoktu...

Peki, hepsi bu mu?
Hayır, elbette değil.
Bazı sendikalar hak arıyoruz derken koskoca bir toplumun ve tüyü bitmemiş yetimin hakkını da çatır çatır ayaklar altına aldıklarını, başkalarının haklarını çatır çatır yediklerini unuttular.
Sendikalar bunu yaparken bugün eleştirdikleri düzenin ve ikiyüzlü siyasetin en önemli parçası olduklarını ve bu düzeni bugüne kadar kendi elleriyle beslediklerini da unuttular.
Siyasilere ve hazırcılığa alışmış destekçilerine gelince...
Onlarca yıldır göstere göstere bu ülkeyi en küçük zerresine kadar sömürdüler, soydular, soğana çevirdiler, ne adalet tanıdılar, ne hukuk bildiler...

Peki toplum ne yaptı?
Toplumun büyük çoğunluğu bu çarpık düzenin küçük ortağı olmayı tercih etti, doğru olanı değil güçlü olanı destekledi, ganimet ve vurgun düzeninde güçlü olana yaklaşıp, birkaç kırıntı koparma yoluna gitmeyi tercih etti, sonra da deniz bitti...
Sonuçta hep birlikte kaybettik...
Kısa günün karı uzun vadede çok büyük bir zarar getirdi.
Bu zarar da günümüzde mevcut olan siyasi zihniyetle ve sendikacılık anlayışıyla asla çözülemez, zaten bunlar bu sorunları çözebilecek olsalardı memleket bu hale gelmezdi...

Peki bunun çözümü var mı?
Elbette var, hem de çok zor değil, sadece aklı başında, adalete ve hukuğa inanan yöneticiler, zaman, sebat ve biraz fedakarlık gerekli...
Meselenin özlü çözümü kesinlikle vardır.
Çözümün ilk aşaması son aşamasını da belirleyecek bir icraattır, ve bu da bilimsel bir gerçektir...
Öncelikle, şu anda birbirine ölümüne düşman hale getirilmiş toplum bireyleri ve örgütleri bu düşmanlıktan vazgeçecek bilince sahip olmalıdırlar.
Anti parantez belirtelim, yine eleştiride bulunacağım, kendilerine sorarsanız hepsi de bu doğrultuda fikir beyan edecekler ama uygulamada tam tersini yapacaklardır...Bugüne kadar hep böyle yapmışlardır ne halse!

Bu ikiyüzlü tavırdan da vazgeçilmelidir.
İkinci aşamada ise, toplum el ele verip de şu çarpık siyasi zihniyeti temsil eden sokak siyasetçilerini ve eğreti devlet adamlığına soyunanları değil sadece siyaset sahnesinden, memleketten kovmalıdır...
Buradaki sıkıntı da şudur: Bugüne kadar elde ettiği kısa günün karının en azından bir kısmını veya tamamını bu çarpık düzenin temsilcilerine borçlu olan toplum bunu yapacak mı?
Yaparsa yapar ve zorlu bir yolun sonunda düzlüğe çıkar.
Yapmazsa, zaten kısa günün karından elde edilenden arta kalan fazla da birşey kalmamıştır, artık cepten yemeye başlanmıştır...

Bu sürecin sonu da kaçınılmaz biçimde elde var sıfıra sıfırdır ve ganimet ve partizanlıkla elde edilenlerin de hepten kaybedilmesidir...
Yine bu sürecin sonunda sadece elimizdeki ganimetlerin değil, stratejik değerlerin de bir bir gittiği apaçıktır.

Geldiğimiz noktada bir taraf hak ararken diğer tarafın haklarını haksızca gasp etmekten çekinmemekte, siyasetçiler ise ikiyüzlülüğe devam etmekte ve kaostan medet ummaya devam etmektedirler.
Son olarak gelelim en önemli soruya!
Bu şartlarda çocuklarınız için bir gelecek mi?

Çok beklersiniz!
Haksızlığın şahsi menfaata ve adaletsizliğe dayanan hak iddiasından ortaya çıktığı bir düzende insanca yaşamayı da çok beklersiniz!
Bu haber 194 defa okunmuştur

:

:

:

: