‘ÇÖZÜMSÜZLÜK ÇÖZÜM DEĞİLDİR’

Hasan Hastürer’in Ada TV ekranlarında gündemdeki konu başlıklarını yorumladığı ‘Hasan Hastürer ile Bugün’ programına İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat konuk oldu.

Hasan Hastürer’in Ada TV ekranlarında gündemdeki konu başlıklarını yorumladığı ‘Hasan Hastürer ile Bugün’ programına İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat konuk oldu. 23-24 Ocak tarihlerinde New York’ta gerçekleştirilen Greentree zirvesini değerlendiren Talat, genel sekreterin zirve sonrası yaptığı açıklamalara samimi yanıtlar verdi. Genel sekreterin açıklamalarını olumlu olarak değerlendiremediğini ifade eden Talat, sürecin bu şekilde olmasından ötürü üzüntülü olduğunu da kaydetti. Hasan Hastürer’in zirveye ve müzakerelere dair sorularını yanıtlayan Talat, “Şimdiki görüşmeci de bizimle aynı pozisyonda dolayısıyla hiçbir ilerleme olamıyor”dedi.

‘İLERLEME OLAMIYOR’

-Bu dönem sizin başlattığınız bir dönemdir. Sayın Hristofyas’la birlikte, başlarken hedefler ne idi ve genel sekreterin yaptığı açıklamayla birlikte bir anlamda sanki de bu dönemin sonuna doğru geliniyor?

“Maalesef gelişmeler olumlu görünmüyor, bu müzakereleri başlatırken üç buçuk yıllık Papadopulos iktidarının her konuda ayak sürmesi, müzakerelere başlamak bir yana Kıbrıslı Türk liderle bir kahve içmeye bile gelmemesi koşullarını yaşadık. Hristofyas 2008 başında seçilince hemen biraraya geldik. Önce Mayıs’ta, Haziran ve Temmuz’da görüşmeler yaptık ve Temmuz görüşmesinde tam teşekkülü müzakerelerin Eylül 2008’de başlaması kararını verdik. Başlarken, ben Hristofyas’a şunu söylemiştim, ‘farkında mısın yine döndü dolaştı kader bizi öyle bir noktaya getirdi ki bu adayı birleştirmek isteyen iki kişi ya bu işi yapacak ya da bu sürecin sonunda ada daha zor birleşir noktaya gelip bir anlamda bölünme tescillenecek. Farkında mısın’ dedim ‘farkındayım’ dedi. ‘Zaten sen Kuzeyde Kıbrıslı Türklerin lideri olduğun için ben de aday oldum’ dedi. Yoksa aday olmazdım. Bu tabi olumlu bir yaklaşımdı. O günlerde de açıklama yaptığım için bana, ‘Fakat 2008 yılı sonuna kadar çözümden bahsediyorsun, bu mümkün değil’ dedi. ‘Kıbrıs sorununun bilinmeyen nesi kaldı’ dedim. Oturalım, kapanalım bir yere bu işi çözelim her gün görüşelim. ‘Benim başka işlerim de var’ diyor. “Haftada bir olmaz iki, üç yapalım” dedim. Senin ‘Kıbrıs’a çözüm öngörün zamanlaması nedir’ dedim, benim görev dönemimin sonunu öngörüyorum. Dimitris, ‘o zamana kadar ben yokum’ dedim. Eğer Kıbrıs sorununu şimdi çözemezsek benim görev dönemimde ben bu görevde olmam çünkü Kıbrıs Türk halkı beni çözüm için seçti. Başarılamazsa çözümün liderini değil çözümsüzlüğün liderini seçecek. Onun için benim görev dönemimle sınırlı olduğunu bari kabul et, ‘hayır’ dedi bana Erdoğan seni seçtirir, eğer istiyorsa çözümü seçtirir’ dedi.”

-Sayın Hristofyas’la Aralık 2008’de yaptığım bir görüşmede bir anlamda sizin söylediğinizi farklı yorumladığını gördüm, eğer CTP, Mehmet Ali Talat kaybederse hem süreç başarısız olur hem sen de kaybedersin dediğini anımsadım.

“ Yeni lider Talat’ın kabul ettiklerini etmiyor kendisi bunu söylüyor Sayın Eroğlu’nun hakkını teslim etmek lazım benim beklentim bu işi çoktan berhava etmesiydi öyle yapmadı. ‘Talat’ın bıraktığı yerden devam edeceğim’ dedi ve benim arzuladığım gibi olmasa da devam etti. Sayın Eroğlun’a rağmen bile, ki ‘çözümsüzlük çözümdürün’ en büyük savunucusuydu, Hristofyas çözümün ikinci gücü olamıyor. Buna üzülüyorum, bu müzakerelerde iki taraf var ama bu iki taraf eşit değildir imkanlar, motivasyon hedefleri arzulama bakımında değildir. Orantısız bir güç var. Geçmişte Rum tarafı çözümde acele etmeyen hatta çözümü istemeyen çözümsüzlüğün daha uygun olacağını AB avantajını kullanarak Kıbrıslı Türkleri eriteceğini düşünen bir pozisyondaydı. Bundan dolayı da görüşmezdi bile. Hristofyas’a gelince Papadopulos’un yarattığı ortamdan da çekinerek korkak bir pehlivanlığa soyundu, ama çözüm istiyordu bana göre, ben istediğine inanıyorum hala daha ama nasıl bir çözüm, çok başarılı olduğu ve Rumlardan yana bir çözüm başardığının söylenmesini istedi. Daha önce, bizdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önce sürükleyen güç bizdik. Dünyayı uyardık, Türkiye destek olurdu BM’nin önüne baskı altına alırdık Rum tarafını bu pozisyon kalkınca bu görevi Hristofyas’a yüklenmesi gerekir halbuki, değil o da aynı pozisyonda şimdiki görüşmeci bizim aynı pozisyonda dolayısıyla hiçbir ilerleme olamıyor”.

‘İLERLEME OLMAZSA ÇOKLU KONFERANSTA OLMAZ’

Son genel sekreterin açıklamalarının özünü biliyorsunuz, bir anlamda bu kez genel sekreter çok da liderleri övmedi, verimsiz müzakere olduğunu söyledi, “rapora göre yol haritamı çizip çoklu toplantıya çağırabilirim” dedi, satır arasında Greentree’nin başarısız olduğunu söyledi, ilk tepkileri nasıl algılıyorsunuz?

“Tamamen öyle görüyorum, buna da üzülüyorum. Genel sekreter can havliyle uluslar arası konferansa atıfta bulunurken şu anda masada bulunan konuların hiçbirinde bir ilerleme yoksa nasıl bir uluslararası konferans öngöreceğini genel sekreterin düşünmüyorum. Şu ana kadar hiçbir ilerleme olmadı şimdiden sonra bir ilerleme olabilecek mi ki genel sekreter uluslararası konferansa çağırsın. İki taraf da isterse olur ama görünen o ki bunlar bir yere takıldılar.”

-Daha fazla takılan Rum tarafı mı?

“ Öyle görünüyor ama Kıbrıs Türk tarafının isteksiz oluşu onların yerinden hareket etmesini engelliyor.”

‘TÜRK TARAFI SUÇUN KENDİ ÜZERİNDE OLMAMASINI İSTİYOR’

-Türk tarafı bir an önce bu iş başarısızlıkla bitsin, bizim suçlanmadığımız bir final olsun diye mi düşünüyor?

“ Görüntü bu, Kıbrıs Türk tarafı suçun kendi üzerinde olmamasını istiyor, hatta iki tarafta eşit şekilde sorumlu tutulursa ona bile razıdır. Halbuki bu Türk tarafını kurtarmaz, Türk tarafını kurtaran genel sekreterin açıkça not etmesi veya danışmanın hazırladığı raporda açıkça not etmesi lazım ki Kıbrıs Türk tarafı çok uğraştı, büyük fedakarlıklar yaptı. Annan’da da öyleydi. Türk tarafı elinden geleni yaptı ama Rum tarafı yapmadı diye bir rapor ancak bizi kurtarır. Güvenlik Konseyi’ni aşamayan raporu takviye eden bir başka rapor daha çıkarsa ve açıkça Rum tarafının sorumluluğunu işaret ederse o zaman belki.”

-Türk tarafı bu kez ABD’nin daha istekli olduğuna dair ifade yaptı böyle özel bir çaba hissediyor musunuz?

“Öyle bir şey hissetmiyorum, görüşmeler başlıyor diye Amerikan Dış İşleri Bakanlığı bildiri yayınladı, herhalde bizimkiler ona değinme istediler. Belki bir ümit biz de teşvik edelim gibi bir davranış olarak algılanmış olabilir.”

‘ÇOKLU KONFERANS TÜRK TARAFININ ÖNERİSİYDİ’

Genel sekreterin toplantıya işaret etmesini Türk tarafı, Türk tarafının başarısı olarak gördü. Genel sekreterin açıklamasında Türk tarafını tatmin edici bir içerik fark ettiniz mi?

“Çoklu konferans Kıbrıs Türk tarafının önerisiydi. Kıbrıs Rum tarafı böyle bir şeyi istemiyordu benim zamanımdan beri gündemde tuttuğumuz bir konudur. Hatta benim çoklu konferans öncesinde Türkiye ve Yunanistan’ın sadece bize yardımcı olmasını sağlayacak mekanizmalar da icat edelim önerim var Hristofyas’a. Bunu İngiltere başbakanıyla da görüşmemde ona anlatmıştım ve çok beğenmişti bu düşünceyi. Ondan sonra çoklu konferans… Çoklu konferanslar resmidir. Cumhurbaşkanının nasıl seçileceğini orada konuşamazsınız. Eğer bir iki anlaşamadıkları konu varsa büyüklük göstererek katılımcılar Türkleri ve Rumları doğru yola götürecek durumda işe yarayabilir. Şu anda öyle bir şey yok bizim bıraktığımız noktadan hiçbir noktaya gitmedi.”

-Mayıs, Haziran ya da Mart sonunda genel sekreter en azından 2008 Eylülü’nde başlayan sürecin sonlandığını söyleyebilir mi yoksa “Kıbrıs’ın dönem başkanlığı bitsin, kaldığınız yerden devam edin” deyip daha yavaş bir şekilde dönecek mi?

“Bence ikincisi olacak. Kofi Annan’ın yaptığı gibi şartlar uygun değil, bunun için karşılıklı güven, zamana ihtiyaç var. Kıbrıs’ın dönem başkanlığı ve Güney Kıbrıs’taki seçimlerden sonra konuyu BM eğer taraflar istekli olursa ele alınmaya hazırdır deyip, askıya da alabilir. Birincisinden daha avantajlı olabilir, tarafları sarsar, bisiklet gidiyormuş gibi yapacağına, yavaş sürerek bizim lehimize olmaz diye düşünüyorum. Türkiye,Yunanistan, AB uyarılmış olur. BM Dünya Güvenlik Konseyi uyarılmış olabilir tüm bunlar yeni sürecin başlangıcı olabilir.”

-Güvenlik Konseyi’ndeki Fransa, Rusya gibi ülkeler Genel Sekreterin Rum tarafını rahatsız edecek tavrına izin verir mi?

“Vermez ama genel sekreter elinden geleni yaptıktan sonra bundan sonra da ilerlenemez sonucuna varırsa onların da yapacağı fazla bir şey kalmaz.”



‘ÇÖZÜMSÜZLÜK ÇÖZÜM DEĞİLDİR’

Size imkan doğdu. Hem Sayın Eroğlu hem Hristofyas’la ayrı ayrı görüştünüz. Eroğlun’a ne dersiniz?

“Eroğlu’na defalarca söyledim. Bu sorunu çözmek zorundayız, çözümsüzlük bizim için alternatif değildir, çözüm için çok çalışmak zorundayız. Çözümü her şeyden önce benimsemek, içselleştirmek ve çalışmak zorundayız aksi halde çözüm kendiliğinden gelmez. Hiçbiri bize çözüm getirip koymayacak önümüze bu çözüm getirirlerse yine bir gün güzel olmayacak. Bazı beklentilerimizi elde edemeyeceğiz.”

‘HRİSTOFYAS, KORKULARINI BIRAKARAK LİDERLİK GÖSTERSİN’

-Hritsofyas’a ne dersiniz?

“ Ona söyleyeceğim, çok güvenme bu günkü pozisyonuna, bütün bunlar kalıcı değildir Kıbrıs sorunu çözülmediği sürece Kıbrıs yarası kanamaya devam eder ve bu her an için seni de kan revan içinde bırakabilir o yüzden bırak korkularını, liderlik göster bir an önce Kıbrıs sorununu çözelim.”

-Siyasi yoldaşınızdı Hristofyas, bu tavırlarından sonra hala daha iyi bir yoldaş olarak görür müsünüz?

“Uzun zamandır iyi bir yoldaş olarak görmüyorum Sayın Hristofyas’ı. CTP ile seçilmezden önce Annan Planı’nda yapılacak ufak değişiklikleri görüşürken bu gün Annan Planı’nı çöpe atalım diye elinden geleni yapıyor.”

Bir sorun varsa tarafları da var demektir ve bir sorun, sorun olarak tanımlanıyorsa onun çözümü için de çaba kaçınılmazdır. Çözüm noktasına varılabilmesi için ise taraf pozisyonunda olanların pozisyonlarında inatçı olmadan orta noktaya doğru bir yürüyüşü gerçekleştirmesi gerekiyor. 1968 Kıbrıs sorununda 63’le birlikte yaşanan yeni süreçte, problem anlamında 60 Kıbrıs Cumhuriyeti kurulması sonrası 63 Aralık olayları ve cumhuriyet kimliğini yitirdi. 68’de Beyrut’ta rahmetle anıyoruz Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve masanın karşı tarafında Glafkos Klerides görüşmelere başladılar. Bu süreç devam etti, devam ederken de çeşitli ara dönemlerde ana gelişmeler çözümün zeminini de etkilemiştir. Bütün görüşmeler birbirine bir şeyler aktarmıştır ama sonuç itibariyle 63-68 görüşmeleri için bir bazdı. 74 yeni bir zemin yaratmıştır ve bu günkü gibi daha pek çok unsurlar yeni fırsatlar da yaratmıştır ve bu süreçlerin içerisinde kendi içinde eş zaman dilimlerine ayrılmıştır. Başlayan ve bir noktaya gelme anlamında 2008 Eylülünde de dönemin KKTC İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas yeni bir sürecin başlangıcını gerçekleştirdiler. Bu süreç devam ederken KKTC’de Cumhurbaşkanlığı seçimi yaşandı 2010 yılında, masanın öte tarafında Dimitris Hristofyas yerini korurken Türk tarafından Sayın Derviş Eroğlu masaya oturdu. Seçim döneminde söyledikleri bir kenara Sayın Eroğlu görevi devir aldıktan sonra yaptığı ilk iş BM Genel Sekreterine mektup yazıp Sayın Talat’ın kaldığı yerden devam edeceğini bildirdi. Eylül 2008’de başlayan süreç kesintiye uğramdan buraya kadar geldi 23-24 Ocak tarihlerinde Greentree’de Ban Ki Moon ve ekibinin masanın orta yerinde Sayın Derviş Eroğlu ve Dimitri sHristofyas bir araya geldi. Sonuçları Genel Sekreter açıkladı, çok yorum yapmak istemiyorum ikinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile birlikteyiz ve ilk izlenimlerini almak istiyoruz.


Bu haber 408 defa okunmuştur
  • LONDRALI  U.K - 27.01.2012 talat bey , sen !! neden cozemedin ?? bu cozumsuzlugu ?? kim yutardi seni ???
  • sen sankisa mamur ettiydin ali  kktc - 27.01.2012 ne cozumsuzlugu yahu, soyledigin gibi, yoldasinla kibris sorununu 3 ayda cozmedin mi? Eroglunun cumhurbaskanligini daha hazmedemedin.

:

:

:

:

DİĞER HABERLER