Bu pazartesi mizahi bir öykü var gündemde… Emekli Deniz Piyade Binbaşı Ahmet Meriçli gönderdi bu internette dolaşan hoş öyküyü…
Askerlik yapan her Türk erkeğinin anlatacağı acı tatlı bir askerlik anısı vardır… Bizim Ada TV de kısa dönem askerlik yapan delikanlılar bile “biz askerdeyken“ diye başlıyorlar anılarına… Kaldı ki uzun süre askerlik yapanlar, hayatlarının “bu son mektebi”nde yaşadıklarını en önemli anılar bölümünde saklarlar genelde… Hele askerlik arkadaşlığı…
Zaten biz erkeklerin yaşamında öne çıkan ve unutulmayan üç arkadaşlıktan söz edilir...
Mahalle arkadaşlığı… Okul arkadaşlığı... -Allah yatırmasın ama- Hapishane arkadaşlığı…
İşte adı belli olmayan hınzır(!) bir kalemden bir günlük bir askerlik öyküsü…
Tabii bu son uygulama ile Van depreminden kalan yaraların sarılacağı, yaşını başını almış birçok kişinin önündeki bu yaşam engelinin kalkacağını, profesyonel orduya geçişin adımlarının atıldığını da unutmamak... Hoş bir tebessümle algılamak lazım bu öyküyü…
”Sabah 07.30 da kalktım (bu askerlik işi hiç güzel değil sabahın bu saatinde kalkılır mı)
babam geceden tembihlemişti tıraş ol diye (baktım sakallar tam kirli sakal kıvamında dokunmadım). Annemi askere gidişimi görmek ister diye uyandırayım dedim. Hıı tamam oğlum güle güle kapıyı çekersin dedi. Gözlerim doldu.
Evden çıktım arabaya binecektim ki apartman görevlisi Hikmet Efendi ile karşılaştım,
sabah sabah hayırdır dedi. Askere gidiyorum dedim.
Gözleri doldu, benim oğlumda Hakkari 'de, 6 ayı kaldı, nereye düştün dedi. Aksaray 'a gidiyorum dedim. Allah´a emanet ol dedi gözleri doldu. Biran sarılmak istedim ama sonra vazgeçtim. Otoparktan çıkarken arabanın arkasından su döküyordu. Herhalde çamur kalmış tamponda, sağ olasın Hikmet efendi.
Sabah trafiğinde askerlik şubesine gitmek epey zamanımı aldı, yolda çok sıkıldım, bu saatte uyanık arkadaşım olmadığı için telefonla da konuşamadım. Her giden söylüyordu telefon yasak diye, demek böyle oluyormuş.
Askerlik şubesine geldim, kapıda elinde silah tutan askere müracaatı nereye yapacağımı sordum, cevap vermedi. Yanında ondan daha büyük olan üniformalı bir abi vardı
bu sefer ona sordum, gel bakalım böyle dedi, sert birine denk geldim herhalde.
Üzerimi aradılar sonra eliyle bir yeri gösterdi. Benim gibi 3-5 kişi bekliyordu arkalarına takıldım. Aradan 25-30 dakika geçti hala bekliyordum. Demek askerlikte zaman hiç geçmiyormuş. Önümdekilerle konuşayım dedim, tam önümde hafi uzun saçlı eleman gazeteciymiş. Ülke sorunlarından bahsetmeye başladı. Çok vatansever birine benziyor, bu kadar ilgili olduğuna göre. Tamam dedim ÇOK memnun oldum tanıştığıma. Telefonlarımızı verdik birbirimize, askerden sonrada görüşelim istedim. Nede olsa askerde en yakın arkadaşımdı. Sıra ilerlemeye başlamıştı, tam bana geliyordu ki iri yapı sert görünümlü biri
bunlar ne yapıyor burada diye çıkıştı. Müracaatı bekliyorlar komutanım cevabı geldi bankodaki askerden. Burada gürültü yapmasınlar çıksınlar dışarıda beklesinler diye çıkıştı.
İşte dedim komutan bize taktı. Ah, ah sivilde karşıma çıkarsın elbet ben bunun intikamını almaz mıyım diye içimden söylendim.
Saat 12’ye geliyordu evraklarımı verdiler. Banka dekontunu getirmemi istediler. Binadan dışarıya çıktım yemek saatiymiş. Orada duran askerlere midpoint var mı diye sordum, acıkmıştım. Yine cevap vermediler, bu üst devreler yeni askerleri çok eziyorlar.
Her neyse açlığa biraz daha dayanabilirdim. Zaten havada serindi bir an önce banka işini halletmeliydim. Şafak sıkıştırmaya başlamıştı. Bankada sıra beklerken, sevgilimi aradım
onu çok özlediğimden buradaki zorlu koşullardan bahsettim. Esneyerek sonra konuşalım dedi, beni unutmaya mı başlamıştı ne. Yine gözlerim doldu, ağlamamak için başımı yukarılara çeviriyordum ki, buyurun işlem nedir diye veznedar sordu. Hesabımdan vatan borcu ödeyeceğim dedim. İşlemi yaptı, dekontu verdi vatan sağ olsun dedim, cevap vermedi.
Tekrar şubeye gittim, artık ayaklarıma kara sular inmişti, 5 saattir askerliğin kralını yapıyordum. Oradan oraya koştur, aç kaldım zaten bir de hava soğuk. Bankadaki askere dekontu verdim. 5 dakika bekle teskereni vereceğiz dedi. Şafak 5 dedim gülerek, o gülmedi. Komutanın odasına çağırdı beni. Komutan al bakalım teskeren dedi. Yarım ağızla vatan size minnettar diye söylendi. Yine gözlerim doldu, vatan sağ olsun diyecektim ki, çıkabilirsin dedi.
Bankonun önünden yavaş, yavaş dışarı doğru yürümeye başladım. Artık zaman geçmiyordu,
avludan geçip kapıdan dışarı çıkarken son bir kez dönüp arkama baktım. Ne anılarım vardı bu koca nizamiyede. Artık hür generaldim. Koşa koşa evime gitmek istiyordum. Arabama atladım ki telefonum çaldı, benim kanka derse gelip gelmeyeceğimi soruyordu. Nasıl unutmuştum bunu üniversitemin 8.senesindeydim dersler bitmek bilmiyordu. Her ne kadar zorlu bir askerlikten yeni çıkmış olsam da, hayata devam etmeliydim direksiyonu üniversiteye doğru kırdım. Ve hayatın zorlu basamaklarını tırmanmak için kaldığım yerden devam etmeye
yola koyuldum”