Metin Silman
Latincede Aqua su, Vitae ise hayat demek. Yani hayat suyu. Bu terim Fransa’da konyak, İskoçya’da ise Whisky için kullanılıyor. Bu terimi ilk kullananlar doğal olarak bu ürünleri ilk kez üretenler,daha doğrusu yoğun şekilde üretenler, Fransa’da Fransız, İskoçya’da ise İskoç rahipleriydi. Zaten o devirlerde rahiplerden başka Latinceyi bilen, anlayan kaç kişi vardı ki?
Aslında her iki içki de hayata köylü içkileri olarak başlamışlardı. Zenginlerin içkisi elbette ki şaraptı. Şarap, biliyorsunuz, üzümden elde edilir. Fakat, her ürünün hatta her yıl ürününün şarabı aynı kalitede olmaz. Yani iyi şarap kaliteli şarap gerçekten nadirdir ve pahalıdır. Ibsen’in “Yaban Ördeği” adlı piyesinde bir ziyafetten sonra- yoksa esnasında mıydı-zengin ev sahibi oğlunun davet ettiği fakir bir misafire ‘sizin içtiğiniz iyi şaraba yazık oluyor’ demişti.
Şarabın iyisi gerçekten zengin sınıfın tekelindeydi. Bu bizde özellikle Osmanlıda da böyleydi. Sarayların, konakların, köşklerin, yalıların muteber içkisi şarabın iyisiydi.
Bakın “Şeyh ül İslam”lık adayı Baki ne diyor:
‘Baki yine mey içmeğe ant içti demişler
Divane midir bade dururken içe andı’
Peki ya gerçekten Şeyh ül İslam olan büyük şair Yahya Efendi,
meyhaneler Beyt ül Harem Pir-i Şeyh ü Harem dememiş miydi?
Ta cumhuriyete kadar Osmanlı sosyetesinin, Osmanlı sarayının muteber içkisi şaraptı.
Ziya Gökalp,
‘Atanın içkisi köpüklü kımız,
Arpa suyu içme dedi bir Kırgız’ demiş ama şöyle de demiş:
‘İçelim içelim şarap içelim, Nice eşek gibi hep su içelim’.
Peki, iyi şarap iyi üzümden yapılır diye kalitesiz üzüm atılacak mı ya da fakir halk kötü şaraba mı mahkum olacaktı?
İsmet İnönü, ‘Bu memleketin her köyünde bir Başbakan vardır’ demişti.
Biz çoğu zaman akılla zekayı bir birine karıştırıyoruz. Deneyime ise pek az önem veriyoruz. İşte bu yüzdendir ki bir insanın kıymetini ölçmek için bir diploma yetiyor bize.
Yunus, Dede Korkut, Aşık Veysel hangi edebiyat fakültesini bitirdiler acaba?
Mimar Sinan mimarlık sanatını hangi üniversitede öğrendi, söyleyebilir misiniz?
Nedim şöyle demedi mi? ‘Beliğ söz bilmeyiz ama biraz irfanımız vardır.’
Ömer Seyfettin ise daha açık bir şekilde ortaya koydu: ‘İlim başka, irfan başka. Alim başka, arif başka’.
Yunus, Aşık Veysel başka şairleri de dinlediler, Mimar Sinan başka mimarların yanında da yetişti. ..Ustadan çırağa, ustadan çırağa…
Peki ,bu zincirin ilk ucunda kim vardı derseniz: durumdan hoşnut olmayanlar… Deneme yapmaktan korkmayanlar. Imbıkleri de onlar icat ettiler, damıtmayı da. Rakıyı da onlar icat ettiler konyağı da whiskyi de. Yani Aqua Vitae’yi de…
Devletler veya o zamanlar devlet yerine geçen otoriteler bu gibi lüksleri her zaman vergilemiştir. Hatta zaman, zaman yasaklamıştır.
1923’te Lausanne’da İsmet Paşa yanında oturan Amerikan delegesi Joseph Crew’la şampanya bardağını tokuştururken şöyle demişti: ‘Bir masada bu içkiyi sadece biz ikimiz yasal olarak kendi ülkelerimizin dışında içebiliyoruz’.
Atatürk’ün o çok sevdiği içki aleyhtarı anekdotu kim bilmez: Bir milletvekili öğle yemeğinde rakıyı biraz kaçırmış meclise dönmezden önce bir yerde biraz kestirmek istemiş. Aklına şimdi Etnografya Müzesi olan Türk Ocağı’na gelmiş. O zamanlar orada hemen , hemen her gün konferanslar veriliyormuş. ‘Bir tanesine girer, arka sıralardan birine oturur kestiririm’ diye düşünmüş. Gitmiş de fakat uyuyamamış. Meğer konferans içki yasağı üzerineymiş.
Konuşmacı dinleyicilerine sormuş:’şuraya bir kova rakı bir kova su ve bir de eşek getirsem, sizce eşek hangisinden içer?’ Dinleyiciler bir ağızdan cevap vermiş: ‘Sudan içer’
‘Peki neden?’
Bu sefer cevap veren milletin vekili olmuş: ‘eşekliğinden’…
Buna benzer bir hikaye de Grönland’da var: Kimya profesörü sınıfa iki bardak getirmiş. Birine su, ötekisine whisky koymuş. Sonra bu bardaklara birer kurtçuk bırakmış. Kısa bir süre sonra sudaki kurtçuğun yaşadığı fakat whisky’deki kurtçuğun öldüğü görülmüş.
Profesör sormuş: ‘bundan ne ders çıkartıyorsunuz?’
Bir öğrenci cevap vermiş: ‘whisky içersek bağırsaklarımızdaki kurtlar ölür.’
Evet ,brandy de whisky de önceleri fakirin içkileriydi. Brady’yi satamadığı, içemediği şarabı içilir hale getirmek isteyen Fransız köylüsü whisky’yi ise ithal şaraba parası yetmeyen İskoç köylüsü icat etti. Elimizde de whisky ile ilgili ilk resmi kayıt 1494 yılına aittir. Bu kayda göre Papaz John Cor 70 galon whisky imal etmek için yarım ton mayalanmış arpa satın almıştır.
Aquavitae’nin yani hayat suyunun Gaelic yani İskoç adı ‘Usige Beatha’dır. Yani hayat suyu. Her yerde olduğu gibi zamanla İskoçya’da da bu ad kısaltılmış ve ‘Usige’ olmuştur. Sonra da Usige yanlış bir şekilde söylene söylene Whisky’ye dönmüştür. Tıpkı ‘Ceaser’ adının Almanya’da Kayser, Rusya’da ise Çar unvanlarına dönüştüğü gibi.
Whisky ,İskoçya’nın dışında da popüler olmaya başlayınca üretim kaçak olmaktan çıkmış ve köylülerin manastırların elinden fabrikaların, şirketlerin ellerine geçmeye başlamıştı.
Bu dünyanın değişmez bir kuralıdır: Her hükümet her sıkıştığında yeni, yeni vergiler icat eder.
Napolyon Harbi sırasında da İngiliz Maliyesi sıkışınca hükümet ev sahiplerinden pencere sayısına göre vergi almaya başlamıştı.
Yine aynı dönemde mayalı arpadan alınan vergiler de zam görünce o devrin en büyük whisky üreticilerinden Haig ve rakipleri yulaftan, çavdardan, hatta patates ve şalgamdan da whisky üretmeye başlamışlardı. Daha sonra vergiler imbiklerin sayısı üzerine alınmaya başlayınca bu sefer imbikler daha büyük yapılmaya başlamıştı.
Bu vergiciler hep geçmişten mi öğrenirler nedir? Bu günkü sistem yani vergiyi önce üretimden ,sonra da şirketin ya da üreticinin karından almak usulü her nedense akıllarına tüm öteki çareler tüketildikten sonra gelebilmiş.
Aquavitae veya Usige Bealka veya Whisky veya İskoç bu gün artık bu şekilde vergilendiriliyor.
Önceleri Whisky üretildiği gibi veya üretildikten kısa bir süre sonra satılıyordu. Daha sonra üreticiler de, tüketiciler de iki şey keşfettiler; meşe fıçılarda bir süre bekletilen whisky daha kaliteli oluyordu. Aynı whisky ülke dışına ihraç edilince ise kalitesi daha da artıyordu.
Bu olaylar kısa sürede çözüldü. Meşe fıçı whisky’nin tadını yumuşatıyordu. Gemi sintinelerinde sallanan fıçılar ise bu olayı güçlendiriyordu. Sonra bir keşif daha yapıldı. Mali durumu güçlü olmayan bazı whisky üreticileri Avrupa’dan ikinci el olarak ithal ettikleri meşe fıçıların whisky’nin hem rengini hem de tadını zenginleştirdiğini gördüler.
Bu gün birçok whisky üreticisi bazı en kaliteli whiskylerini önceleri sherry, port ve mandeira şaraplarının saklandığı fıçılarda eskittiklerini sonra piyasaya sürüyorlar. Bu gün bunu en geniş şekilde uygulayan markalardan birisi Glendronach’tır. Bu muamelenin whisky’nin orijinal tadını bozduğunu iddia edenler yok değildir. Bu durumu en güzel şekilde galiba Sultan Süleyman özetlemiş: ‘Cümlenin maksudu da bir amma…. rivayet muhtelif’. Tad ,çoğu zaman insanın şahsına özge bir şeydir’ diyenler şöyle devam ediyorlar: ‘Kötü whisky yoktur. Daha iyi whiskyler vardır.’
Fakat her konuda olduğu gibi bu konuda da mükemmelleyitçiler vardır. 2010 yılında yapılan bir açık arttırmada 64 yıllık bir şişe Macellan tam 460 bin dolarlık fiyat buldu. Tabi ki iyi bir whisky tatmak için bu fiyat ödemeye gerek yok. Charley Wilson’s War Jilmi’de bir C.I.A ajanı, Charley Wilson komitesinden istediği ödemeyi çıkartmak için Charley Wilson’a bir şişe Talisker getiriyor. Çok pahalı bir whisky değil fakat çok makbul.
Kimisi whisky’nin markası çok önemli diyor. Kimisi ise yaşı. Bizim gençliğimizin unutulmaz jönü Erol Flynn ise yaştan yana tavrını şöyle açıklamıştı: ‘Kadınların gencini, whiskylerin yaşlısını severim.’
Churchill whsiky konusunda ‘Single Malt’tan yani karıştırılmamış saf üretimden vazgeçemeyen mükemmeleyitçilerle aynı fikirde değildi. Hankey Bannister de içerdi, Jhonnie Walker da… Mr. Walker’ın ünlü devlet adamına her yılbaşında bir kasa gönderdiği meşhurdur. Onun bu konudaki şu sözü de çok ünlüdür: ‘Su tek başına içilmez. Ben suyu sevmeyi yavaş yavaş içine whisky kata kata öğrendim’
Penisilinin mucidi Alexander Fleming de bir whisky meraklısıydı. Şöyle demişti bu konuda: ‘uykudan önce bir yudum sıcak whisky… Bilimsel değil fakat çok yararlı.’
Konuyu isterseniz bir İskoç söylemiyle bitirelim. ‘İskoçlar iki şeyin çıplağını severler. Bunlardan birisi whisky’dir.’
Şerefe sayın okurlar!
İKİ AYLIK BEBEK ÖLDÜ
HİÇBİR DURUŞMADA SÖZLÜ YA DA YAZILI BEYANIM YOK
İçişleri Bakanı Oğuz, Doktor Fazıl Küçük Vakfı heyetini kabul etti
KTOEÖS LTL önünde basın açıklaması yaptı
Lefkoşa, Paşaköy ve Gönyeli’deki üç ani ölümün sebepleri belirlendi
İncirli: 'Erken seçim yasa önerisini Meclis'e sunuyoruz'
KODER’den “Duyu Bütünleme” webinarı
KTÖS, Çavuşoğlu'nu eleştirdi
Girne’de mikromobilite uygulaması, çevreci ve pratik bir ulaşım alternatifi sunuyor