Ekonomik krizler, yaşanan değişimler ile birlikte zaman içerisinde bilinen yönetim şekillerinde büyük farklılıklar oluşmaya başlamıştır. Klasik yönetim kuramları ve felsefeleri, yeni değişim ve zamanın içinde ciddi sorunlar yaratmaya başlamıştır. En önemli sorun `Girişimciliği` yok eden, yaratıcılığı sınırlayan bir yapıya sahip olmasıydı. Zaman içerisinde bu felsefeler yerlerini hızla değişen çağa ayak uyduracak yeni felsefelere bırakmaya başlamıştır. İşe bu noktada ise yeni anlayışlar ve kavramlar ortaya atılmaya başlanmıştır. Genelde bu konularda iki lider ülke Amerika ve Japonya başı çekmektedirler. Bu yeni kavramlardan biri de `Girişimcilik”tir.
Girişimciliğin tanımı sanıldığı gibi yeni değildir. Richard Cantillon ve Adam Smith tarafından 17. ve 18. Yüzyıllarda ilk çalışmalar yapılmıştır. Fakat, teori olarak incelenmeye başlanması, 19. Ve 20 yüzyıllarda başlamıştır. 1930’lu yıllarda ekonomist Joseph Schumpeter tarafından incelenmeye başlanıldığı andan itibaren, “girişimcilik” yeni bakış açışına kavuşmuş oldu. Schumpeter tarafından ilk Girişimci tanımı yazıldı. “Girişimci, yeni bir fikri ya da icadı, başarılı bir yeni oluşuma dönüştürebilen becerileri sahip kişidir.” 1970 yılında Peter Drucker açıklamaları ve araştırmaları, girişimcinin risk aldığını ve bununda girişimciyi diğerlerinden ayıran önemli bir fark olduğunu ortaya koymuştur.
Geçen 40 yıldan fazla bir süredir, akademisyenler ve araştırmacılar girişimcilik üzerine bir çok araştırma yapmışlardır. Gelinen noktada bir girişimciyi diğerlerinden ayıran en önemli 10 özellik şu şekilde bulunmuştur: Disiplin (Disciplined), Güven (Confidence), Açık Fikirli Olmak (Open Minded), Kendi Kendine Başlama (Self Starter), Rekabetçi (Competitive), Yaratıcı (Creativity), Azimli (Determination), İnsan ilişkileri güçlü/yetenekli (Strong people skills), Güçlü İş Ahlakı (Strong work ethic), Tutkulu (Passion).
Girişimciliğin, birinci kuralı iyi bir fikir, yaratıcılık olmakla birlikte; ikinci en önemli amacı ise kar etmek, para kazanmaktır. Bu çerçevede iş fikrini hayata geçirecek finans kaynaklarına ulaşmak, ve bunları kullanmak, hatta kullanabilme yeteneğine sahip olmak, girişimciyi farklı kılan bir diğer özelliktir.
Girişimcinin iş fikrini hayata geçirebileceği finans kaynakları günden güne değişmiş ve artarak gelişmiştir. Yıllarca finans kaynağı olarak; miras, ailenin birikimi ve kişisel birikim olarak düşünülmüştür. Zaman içerisinde devletlerin bu konuya olan ilgileri artmış, ve girişimicilerin yani özel sektörün ekonomide oynadıkları rol anlaşıldıkça, daha fazla teşvikler verilecek özendirilmeye başlanmıştır. Yıllarca kamu ile yönetilen ve kontrol edilen alanlar gün geçtikçe özel sektöre bırakılmaya başlanmıştır. Özellikle Amerika ve Avrupa bu konuda öncü olmuşlardır. Bugün İngiltere’de yeni girişimcilere verilen teşvikler sayesinde, özel sektörde büyük bir ilerleme kaydedilmiştir.
Zaman içerisinde, finans kaynakları bankalar olmuş, ve KOBİ bankacılığı kavramı geliştirilmiştir. Ama ne yazik ki büyün bu kavramlar güzel bir gelişme iken; zaman içerisinde bazı olumsuz yanları da girişimciyi ciddi bir şekilde etkilenmeye başlamıştır. Özellikle bankalardan alınan borçların yükümlülükleri ve alım şartları oldukça ağır olduğundan, girişimciyi çok ciddi etkilemekteydi. Hala daha bir çok girişimcinin yaşadığı sorunun altında yanlış borçlanma yatmaktadır. Bunun yanı sıra, devlet teşvikleri de önceleri çok cazip iken zaman içerisinde verilmesi istenen ipotekler ve garantilerden dolayı, cazibesini yitirmiştir. Girişimciden alması istenen risk oranının devlet ve bankalar olması gerekenden iki kat daha fazlalaştırmıştır. Fikrin, pazarın ve potansiyel müşterilerin riskinin üstünde ekonomik dengelerin riski girişimcinin alabileceğinin çok üstüne çıkmıştır. Hayatları o kadar zorlaşmıştır ki, zaman içerisinde “Girişimcilik” korkulan ve istenmeyen bir meslek konumuna geçmiştir. Ellerinde olan parayı da, kaybetme korkusu ile daha farklı yatırım imkanlarına kayılmaya başlanmıştır. Ailelerinde burda büyük bir etkisi olmuştur. Çevresinde yaşananları görenler, daha fazla kamuya ve garanti işe yöneltmişlerdir, çocuklarını ve çevrelerindeki kişileri. Bu da zaman içerisinde “Girişimciliğe” olan ilgiyi zayıflatmıştır.