Yılda sadece “1” gün

Dünyada “sadece” gazetecilerin tatil yapmadığı bir ülkede gazeteci olmak, bu bayramda da ne kadar garip bir ülke(!) olduğumuzu bir kez daha gözler önüne serdi. (Sanıyorum Türkiye ve KKTC dışında gazetelerin yılda 365 gün yayınlandığı başka ülke yok. Varsa da eminim az gelişmiş ülkelerden birisidir).

Dünyada “sadece” gazetecilerin tatil yapmadığı bir ülkede gazeteci olmak, bu bayramda da ne kadar garip bir ülke(!) olduğumuzu bir kez daha gözler önüne serdi. (Sanıyorum Türkiye ve KKTC dışında gazetelerin yılda 365 gün yayınlandığı başka ülke yok. Varsa da eminim az gelişmiş ülkelerden birisidir).
Gazeteciliğe ilk başladığım yıllarda, bayramların birinci ve ikinci günleri günlük gazeteler yayınlamazdı. Onların yerine Gazeteciler Birliği (veya Cemiyeti) bir gazete hazırlar, piyasaya sadece bu gazete sürülürdü. Gazetenin satışından elde edilen gelir de birliğin kasasına giderdi. Böylelikle “bir-iki kuruşluk işlerin yapılması için devlet büyüklerinin (ne anlama gelirse) kapısında yavru kedi gibi de beklenilmezdi.”
Aynı şekilde Türkiye’den de tek bir gazete gelmez ve piyasada satılmazdı. Çünkü Türkiye’de de sadece gazeteciler örgütünün gazetesi piyasaya çıkardı. En iyi ihtimalle bu baskı ülkemize gönderilirdi.
Sonra Türkiye’de “Sabah” diye bir gazete piyasaya çıktı. Bu gazetenin o dönemdeki sahibi “Dağıtırım lan ortalığı” diyerek, gazetesini bayram günü piyasaya sürdü. Bunun yarattığı zincirleme reaksiyon ise Kıbrıs’a kadar ulaşmakta gecikmedi. Ne gazetecilerin gazetesi kaldı, ne de gazetecinin huzuru. Rekabet piyasası içerisinde Gazete sahipleri de ister istemez bu “uygulamayı” benimseyince, gazetecilerin “1” gün tatili dahi olmayan ender ülkelerden biri haline geldik.
Gazete patronlarından birisi, bayramlarda “1” gün yayınlanmama önerisi götüren gazeteci örgütüne, “ben bir gün gazetemi piyasaya sürmezsem, şu kadar bin YTL gelirden mahrum kalırım” demiş. Kendince haklı.
Zaten, diyelim ki “KKTC’deki gazeteler anlaşıp yayınlanmadı ve sadece Gazeteciler Birliği’nin gazetesi piyasaya çıktı. Türkiye’den gelen gazetelerin durumu ne olacak? Gazetesini bulamayan vatandaş, doğal olarak yerine Türkiye gazetesi alacak değil mi?
Konu konuyu açar derler. İşte bu noktada Türkiye gazetelerinin, ülke basını üzerindeki ağır baskısı bir kez daha ortaya çıkıyor. Elini kolunu sallaya sallaya, vergisiz-fonsuz, sorgusuz- sualsiz ülkeye sokulan ve neredeyse tümü ülke basınından çok daha ucuza satılan Türkiye gazeteleri (ve diğer medya organları) KKTC basınının Akdeniz’e has bitki örtüsü gibi kalmasının en büyük nedeni. Merak ediyorum kendi ülke basını, başka bir ülkenin basını tarafından bu kadar fazla rahatsız edilen ve devleti yönetenlerin seyirci kaldığı başka bir toprak parçası var mı?
Çuvaldızı kendimize batırmamız gerekirse, bu durumun bir numaralı sorumlusu da yine bizleriz yani gazetecilerdir. Ancak, gelecekleri iki dudak arasında olanlardan söz etmiyorum. Hakkı ve hukuku yasalarla korunan öteki ayrıcalıklı kesimden söz ediyorum. Hani her seçimde sendikanın ve birliğin yönetiminde söz sahibi olabilmek için “saman altından su yürüten” kesimden bahsediyorum.
Gazetecilerin örgütlerinde söz sahibi olmak, iktidarın sözcüsü olmak değildir. Gazetecilerin geleceği için söz sahibi olmaktır.
Efendim, bayram bu konuda yazdıklarım için sadece bahane. Ben sonuçta yönetici kesiminden sayılırım. Yani yapacağım bayram tatili için kararımı kendim veririm. Sadece dernekçilik, sendikacılık oynayan arkadaşlara şöyle bir dokunmak istedim.
Bu arada, Gümrük memurlarının örgütlendiği sendika yöneticilerine bir önerim olacak. Ülke basınına hizmet için, önümüzdeki Kurban Bayramı’nın birinci günü piyasaya çıkacak Türkiye gazetelerinin işlemlerini 10-12 saat geç yapın. Yani bu gazeteler ancak akşamüzeri piyasaya çıkabilsin. Eğer ülkedeki bütün gazetelerin satışları yükselmezse, 20 yıldır sürdürdüğüm bu mesleği bırakmaya ve politikacı olmaya hazırım.
Bu haber 16 defa okunmuştur

:

:

:

: