90 dakika Anorthosis

Sınır kapısında geçen sıkıcı dakikaların ardından stadyuma ulaştım. Yanımda Antena kanalının direktörü Christos var.

Sınır kapısında geçen sıkıcı dakikaların ardından stadyuma ulaştım. Yanımda Antena kanalının direktörü Christos var.

Mağusalı ve koyu bir Anorthosis’li. Kazanamadıklarına en çok onun için üzüldüm.

Arabayı park edecek yeri bulduktan sonra uzun bir yürüyüş başladı tarlavari yoldan, yaklaşık on dakika sürdü. Bu nasıl Avrupa diye geçiriyor insan içinden.

Turnikelerden geçip adımımı içeriye attığımda her tarafta Yunan bayraklarını gördüm. Stat mavi-beyazdı. Gerçi takımın renkleri de bu ama oradaki durum biraz daha farklıydı. Yirmi bin kişiyle dolu statta en fazla on tane Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı vardı. Bizdeki ve onlardaki anavatan hayranlığını kıyaslayabilmek için doğru yerdeydim sanırım. Bağlılıkları ürkütüyor insanı ama buna toplumdaki korku neden oluyor galiba. Neyse zaten takım belli bir ideolojiyi de temsil ediyormuş sonradan öğrendim.

Kendini hala Mağusa’nın belediye başkanı sanan zatı muhteremin sözünü ciddiye alıp spora siyaset karıştırılmasına izin veren UEFA, protestonun dozunu iyi ayarlamıştı nemelazım. Binlerce Rum, Maraş’ta kalan evlerini simgeleyen, üzerinde pencereler olan apartman görünümlü naylon pankartlarla 3 dakika boyunca yalnızca Maraş’ın şarkısını okudu.

“Dolaştığım toprak, özlediğim yer” diye hep bir ağızdan Maraş’ı istedi.

İçimden, “vermiştik alsaydınız” dedim de söz vermiştim bizimkilere, ağzımı açmayacaktım.

Tahrik, küfür, slogan ve üzeri yazılı pankartlar yoktu. Zaten şarkı biter bitmez hemen takıma tezahürat başladı. “Anorthosis, ben sensiz kimsesiz…”

Werder Bremen’in oyuncularının sahaya girmesiyle alevlenen kalabalık, maç boyunca Almanlar pozisyona girdiklerinde psikolojik baskı yarattılar. Islıklar en çok kaleye yaklaştıklarında çoğaldı. Maç genelde “bizim” kalenin önünde oynandı ama aslan kaleci, Rüştü’yü aratmadı. İkinci yarıda attığımız iki golün yarattığı mutluluğu görünce “her erkek önce erkektir” dedim kendi kendime. Gol attılar diye ağlayanlar vardı.  

Maçta, çoluk-çocuk, kadın-erkek neredeyse eşit sayıdaydı.

Christos; “Eğer senin bir Türk olduğunu duysalar ve onlar için geldiğini bilseler seni omuzlarına alırlardı” dedi. Abarttığını ikimizde biliyorduk da hayali bile güzeldi. Belki bir gün birbirimizle maç yapıp, başka takımlarla yarışırken, birbirimizi destekleyebilecek insanlığa kavuşuruz.

Tam ben bunları düşünürken kafama bir biberon düştü.

“Eyvah Türk olduğumu anladılar” dedim. Biberonu yere düşmesin diye kurtarmaya çalışırken arkamı bir döndüm ki babasının omuzlarındaki velet pis pis gülüyor. Sütünü uzattım ve maçı izlemeye devam ettik. Üst üste atılan iki golün ardından depar yapan Almanlar skoru eşitlemeyi başardı maalesef.

Maç 2-2 bitti. Bütçeleri arasında dağlar kadar fark olan iki takım aynı inançla son dakikaya kadar top koşturdu. Onlar daha iyi oyun çıkarsa da “bizimkiler” de son ana kadar maçı bırakmadı.

Usul usul stadı boşaltırken kendimi onların arasında, onlarla aynı duygularda hissetmenin onurunu yaşadım. Bu arada onlar da bizdeki maç meraklıları gibi kafes peksimet yiyor. Bilmem bu sizin için bir şey ifade eder mi?

 

Bu haber 92 defa okunmuştur

:

:

:

: