Halk siyasete karşı soğuk mu?
Siyasetçiye olan güven azalıyor mu?
Yapılan araştırmalar siyasetçiye olan güvenin azaldığını söylüyor.
Diğer kurumlarla kıyaslandığında da siyasetin karnesi iyi değil.
Notları bir hayli kırık.
Halk gözünde siyaset sınıfta kalıyor.
Kalıyor kalmasına da ülkede önemli kararları yine siyaset veriyor.
Günlük yaşamı, geleceği ilgilendiren konularda belirleyici olan siyasiler.
Peki sınıfta kalan kim o zaman?
*
Eleştirilen, beğenilmeyen, bazılarımızın burun kıvırarak baktığı siyasiler halk adına son sözü söylüyor.
Gelecek nesilleri etkileyecek kararlar alıyorlar.
Eğitim sistemini değiştirebiliyor, sosyal güvenlik alanında yıllar sonrasını etkileyecek yeni düzenlemelere imza atabiliyorlar.
Vergileri artırıp azaltabiliyorlar.
Kısacası yaşamı düzenleyen, şekillendiren yasaları onlar yapıyorlar.
Kimin adına?
Halk adına.
Nasıl?
Halktan alınan yetki ile..
*
O zaman halkın siyasete uzak durması ya da güvenmemesi gibi bir lüksü olmaz, olamaz.
Siyasete ve onun kurumlarına olan halk güveninin azalması aslında halkın kendi verdiği kararlara dönük bir güvensizlik değil midir?
‘Kendi özgür iradesiyle’ seçip, yetki devri yaptığı kişilere ve bu kişilerin görev yaptığı kurumlara insanın güveninin her geçen gün azalması nasıl açıklanabilir?
İnanç ve umudun yitirilmesi!
Bu nasıl bir kısır döngüdür ki hem güvenmeyecek, inanmayacak hem de bu sistemin belirleyici en önemli parçası olacaksınız?
Güven azalmasına neden olan yapının aktörlerini, rollerini değiştirmeye zorlamadan devam edebilmelerine onay vereceksiniz?
Bu nasıl açıklanabilir?
*
İşte gelişmiş ve gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülke demokrasileri arasındaki en temel farklardan biri budur.
Siyasete ve siyaset kurumları ile siyasetçiye güven!
Yani halkın kendi iradesine güvenmesi.
Kararlarını verirken doğru vermesi ve sonrasında da bunun takipçisi ve denetçisi olması.
Kurumlaşma, sistemde taşların yerli yerine oturması ve hukukun siyasetin üzerine taşınarak her şeyin gün ışığında halkın gözü önünde hesap verilerek yapılmasının sağlanması..
Kimsenin hesabını veremeyeceği hiç birşey yapamaması.
Bağımsız denetim mekanizmalarının tek bir kuruşun hesabını sorabilmesi.
Ekonominin tümden tam anlamıyla kayıt altına alınması.
*
Bunu kim yapacak.
Halk yaptıracak.
Küçük, günübirlik hesaplar bir yana bırakılarak bu zorlanacak.
Kimsenin siyasete güven duymama ve ilgisiz kalma lüksü yoktur.
Karnesi kırıklarla dolu olup sınıfta kalan birileri varsa bu siyasetçi değil onu orada tutan halktır.
Güven duyulmayan birşeyler varsa, o da halkın kendi verdiği kararlara karşı güvensizliktir.
O zaman halkın sorumluluktan kaçma hakkı yoktur.
Demokrasilerde taşları yerli yerine halk iradesi oturtur.
*
Demokrasilerde halkın verdiği yetki oranında siyasiler etkin rol oynarlar.
Halkın en temel görevi siyasetin sorun çözen bir anlayışla halka ve ülkeye hizmet için yapılmasını sağlamak olmalıdır.
Bu yapıldığı oranda ülke demokrasisi ve kurumları ile saygın olur ve dünyada bir üst lige çıkar.