Rum tarafında yapılan bir kamuoyu araştırmasının ortaya koyduğu verilere aklım takıldı. Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türklerden korkuyor(muş)! Bizim neyimizden korkuyorlar diye merak ediyorum doğrusu. Araştırmaya göre geçmişteki düşmanlıktan korkuyorlar (mış)! Mış’lı ifade etmekteki amacım kesinlikle küçümsemek ya da hafife almak için değil. İnanmak istemediğim içindir.
Ben bu ülkenin, insanca yaşamak için hepimize yeteceğine inancını koruyanlardanım. 9 bin 250 kilometre karelik bir toprak parçasına sahibiz. Bu toprağın üzerinde yaşayan, tam olarak bilmemekle birlikte yaklaşık bir buçuk milyon insanız. Bu nüfusa ulaşmış olmamız da aslında buralarda sürdürülen Türk-Rum çekişmesinin ortaya çıkardığı sonuçlardan biridir. Biri ötekini alt edecek diye, ya da biri öteki karşısında alt olmamak için nüfusunu yapay olarak büyütmeye çalıştı. Sonuçta, bugün gelinen noktada Kıbrıs’ın iki ana toplumu arasındaki aynı vatanı paylaşmaktan doğan iyi ilişkiler her geçen gün azalıyor.
Bazı çevreler bu azalma olayını olumlu bulabilir. Ayrı devlet yapıları altında yaşamlarını sürdürmek isteyenler iki toplumun birbirinden uzaklaşmasının iki devletli yapılaşmayı güçlendireceği düşünüyorlar. Ancak gözden kaçan bir gerçeklik var ki, o da endişe duymamızı gerektiriyor. Düşmanlık ve buna bağlı korkuya dayalı uzaklaşma bana göre iki ayrı devlet biçimdeki yapılaşmanın en büyük tehdidini oluşturacaktır. Unutulmaması gerekir ki, 1974’ten bu yana olduğu gibi iki ayrı devlet biçiminde yaşamaya devam etsek de, yine Kıbrıs’ı vatan olarak paylaşıyor olacağız. Yine Kıbrıslı olmaya devam edeceğiz. Onlar bize “Kıbrıslı Türk” biz de onlara “Kıbrıslı Rum” demeye devam edeceğiz.
Aramızda bazılarının Kıbrıslı veya Kıbrıslı Türk yerine KKTC’li diyerek bu tanımlamayı yerleştirmeye çalıştığını biliyorum. Ancak böylesi bir gayretin sonuca ulaşacağına ihtimal vermiyorum. Burası Kıbrıs ve bu topraklar üzerinde doğup bu toprağa ter döken insanın kendini toprağının adıyla değil de devlet kurumunun adıyla anmayı kabullenebileceğini hiç sanmıyorum.
Toprağın insanı olmakla devletin insanı olmak arasında ince bir fark vardır. Biri coğrafik bir tanımken öteki siyasi bir tanımdır. Siyasetin insan yaşamındaki etkilerini reddedemem. Ancak coğrafyanın insan yaşamındaki etkileri bir başkadır. Devlet dünyadaki siyasi hareketliliklere göre değişkendir. Ama toprak hep orada durmaktadır.
Benim 50 yıllık yaşamımda bakın kaç devlet yer aldı. Şimdilik tabii ki, kim bilebilir ki bunun sonuncusu olacağını? 1958–1960 dönemi İngiliz Sömürge Yönetimi devri. Bu birincisi. İkincisi 1960–1964 dönemi Kıbrıs Cumhuriyeti. Üçüncüsü, 1964–1974 dönemi Kıbrıs Türk Yönetimi. Dördüncüsü, 1974–1975 Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi. Beşincisi, 1975–1983 dönemi Kıbrıs Türk Federe Devleti(KTFD). Altıncısı ise, 1983 ve halen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’dir. Bir yaşamda 6 ayrı devlet kurumunda yaşadım ben. Fakat vatan hiç değişmedi. O hep Kıbrıs olarak kaldı.
Diyeceğim o ki, çevre ve güçlü devletlerin etkiyle gelişen siyasi çalkantılar Kıbrıs’ta yaşayan insanların yaşamlarını sürekli olarak olumsuz etkilemektedir. Günümüzde kamuoyu araştırmalarına yansıyan, “eski düşmanlığa dayalı korku” ifadesi bunun sonucudur.
Güzel bir özdeyişe atıf yaparak konuyu bağlamak istiyorum; ne demiş bilge kişi, “korkunun ecele faydası yoktur.” Ben de diyorum ki, korkuyu öne çıkararak ne kendimize, ne de bu ülkede yaşayan diğer insanlara bir fayda sağlayabiliriz. Korkuyorsak gerçekten, bunun gereği korkmaya devam etmek değil, korkumuzla yüzleşmek ve ondan kurtulmaktır.
Vatanımız hep Kıbrıs olmaya devam edeceğine göre, korku pompalamak yerine geçmişimizde yaratılan korku dağlarını eritmek için çabalamak gerekir. Korkunun ilacı, yüzleşmek, tanımak ve anlamaktır. Bunu yapamayan korkak, yapan da cesurdur.
NOT: 23 Mart 09 tarihi itibarıyla Star Kıbrıs Medya Grubundaki işimden izinli olarak ayrılıyorum.
Bu izin tatil veya dinlenme amaçlı değil elbette. 19 Nisan seçimleriyle ilgili kampanyaya katılmak için. Çünkü milletvekili adayı oldum. Ancak, olanaklar el verdiği sürece bu köşede yazmaya devam edeceğim.