Hep bana, hop bana olmaz

Maliye Bakanlığı ekonomideki durgunluğu aşmak için geçici bir (iki ay) süre araba, iş makineleri, elektrikli ve beyaz eşyalardaki Katma değer Vergisi oranlarını tam tamına yüzde 50 aşağıya çektiğini duyurdu.

Maliye Bakanlığı ekonomideki durgunluğu aşmak için geçici bir (iki ay) süre araba, iş makineleri, elektrikli ve beyaz eşyalardaki Katma değer Vergisi oranlarını tam tamına yüzde 50 aşağıya çektiğini duyurdu.

 Gerçi tam seçim döneminin ortasında olduğumuz için, bu durum seçim yatırımı olarak da değerlendirilebilir ama bunu, benim dışında düşünecek altı siyasi partinin yüzlerce yetkilisi var onlar konuşsun. Ben icraatın kendisiyle ilgileniyorum.

2008’in ikinci yarısından itibaren ağır bir global kriz yaşandığı ortada. Her ne kadar, “KKTC izolasyonlar altında olduğu için global krizden etkilenmez” diye bir “element” uydurulduysa da krizden payımıza düşeni fazlasıyla aldığımız ortada.

Bu durumda iktidar hükümetlerinin bazı iyileştirici önlemler alması gerekiyor. Bu önlemlerden biri de devletin KDV gelirinin bir kısmından vazgeçmesi olarak uygulamaya sokuldu. Yarından itibaren 31 Mayıs’a kadar yukarıda bahsettiğimiz ticari mallarda yüzde 8 ile yüzde 10 arasında net ucuzlama olması gerekiyor. Yani 100 liralık mal 90-92 lira fiyatından satılmalı.

Peki öyle olacak mı?

Benim bildiğim KKTC’li tüccar kesimin çok önemli bölümü asla buna uymayacak. “Baskın basanındır, fırsat fırsattır” diyecek. Yüz çeşit formül üreterek, hem vatandaşın ensesinden, hem de devletin kesesinden tatlı kârını, indirilen KDV oranı kadar artıracak.

Başta Ticaret Odası olmak üzere iş dünyası hükümeti ve uygulamayı alkışlıyor. Hatta Sanayi Odası yerli üretimin unutulduğundan şikayet ediyor.

Biz de hükümetin hakkını teslim etmekle birlikte, ticaret dünyamızı ne yazık ki alkışlamıyoruz.

Türkiye’de de hükümet bazı önlemler aldı. Hükümet bir koyarken, iş dünyası da bir hatta iki koydu. Hükümet KDV’yi indirdi, işadamı perakente satışta ÖTV’yi tamamen kaldırdı. Bazısı KDV’yi de ÖTV’yi de sineye çekti.

Krize karşı mücadele denildi. Vatandaşın tıkanan alış-veriş yolunu açmak amacındayız denildi. Ama kaymaklı ekmek kadayıfını ticaret kesimi yiyecek. Vatandaş suyundan faydalanacak, Maliye ise yutkunacak.

Gönül arzu ederdi ki örneğin Ticaret Odası üyelerine, “Maliye üzerine düşeni yaptı. KDV’yi yüzde 50 indirdi. Üyelerimiz de indirim miktarı kadar fiyatları aşağıya çeksin. Hükümet madem ki vergi gelirlerinden yüzde 8-10’unu feda etti, biz de kârımızın yüzde 8-10’undan vazgeçelim. Vatandaşa yansıyacak olan ucuzluk yüzde 18-20 seviyesine yükselsin. Böylece krizden çıkış için iyi niyetli bir adıma, ikinci bir adım ekleyelim” yönünde çağrı yapsın.

Ama bu adım gelmedi. Bırakınız böyle bir çağrı yapılmasını, düşünülmedi bile.
“Eee vatandaş zaten eski fiyattan daha ucuza alacak, biz niye indirim yapalım” diyenler çok olacak. İyi de krizde olduğu için ağlayan devlet veya vatandaş değildi ki, “battık, mahvolduk” diye ağlayan sizsiniz. Ekonomiyi canlandırmak sadece devletin ve vatandaşın işi değil, aksine iş dünyasının işi.

Devlet, “bana ne kardeşim, sen batarsan yerine başkası gelir. Piyasanın arada bir yıkanmasının ekonomilere faydası vardır. Ben gelirimden vazgeçmem, sen kârından vazgeç, malını ucuzlat piyasayı canlandır” dese haksız mı? Örneğin, seçimden sonra kurulacak hükümetin Maliye Bakanı’na “battık, mahvolduk” diye ağlamaya gittiğiniz zaman, size, “iyi niyetle atılmış bir adımınız var mı” diye sorduğu zaman ne cevap vereceksiniz.

Devlet benim, çocuğumun, ailemin okuluna, yoluna, sağlığına gitmesi gereken gelirinden kesinti yaparak KDV’nin yarısından vazgeçiyor, ne uğruna krizin etkilerinin azalması uğruna, vatandaş da hizmetin kesintiye uğramasına razı, peki iş dünyası bunun karşılığında ne veriyor? Devlet ve vatandaşın fedakarlığının iş dünyasındaki yansıması ne olacak?

Beyler hep bana, hop bana olmaz.

Bu haber 187 defa okunmuştur

:

:

:

: