Şu cümle ne kadar tanıdık değil mi?:
-“Bu netice dünyanın kurduğu baskının sonucudur; ABD ve AB’nin müdahalesi seçimin kaderini değiştirdi.”
Türkiye’de sandıklardan haberler gelmeye başlar başlamaz tahammülsüzler korosunun kulak tırmalayıcı icrası başladı. Neler söylemediler ki...
Gazeteci kökenli bir milletvekili alaycı şekilde, “Türk insanı, önünü ardını düşünmeden kredi kartıyla harcama yapmaya bayılır. AKP’ye de aynı mantıkla bir kredi daha açtı” dedi.
Sosyoloji profesörü, seçimin sonucunu kömür, yemek fişi ve erzak dağıtımına bağladı.
Hukuk profesörü ise Türk insanının sistemli bir şekilde eblehleştirildiğini ve bilinçli tercih yapma kabiliyetinin köreltildiğini anlattı. Bu halkın yapacağı seçimden hayır gelmeyeceğini anlattı durdu...
Yeni yetme analist, kadın programlarından “hayvan karnavalı” diye söz edilen bir programda şu mühim tespitini kamuoyu ile paylaştı: “Sabahleyin televizyonlarda yayınlanan düzeysiz kadın programlarında organize bir şekilde AKP propagandası yapıldı. Ben dikkatli izledim, bütün şarkıcılar çaktırmadan AKP’ye oy istediler.”
Anlı şanlı yazar, “Roma İmparatorluğu da böyle batmıştı” diyerek, bu seçimle Türkiye’nin sonunun yaklaştığını haber verdi.
Öfkeden kendini kaybeden genç analist, elini masaya vura vura gece boyunca bağırdı: “Türkiye kaybetti!”
Seçim sonucunun sürpriz olup olmadığı tartışılıyor. Aslında en büyük sürprizi, neticeyi hezeyan içinde yorumlamaya koyulanlar yaptı. Demokratik mesajı çözümlemek yerine akıl dışı cümleleri peşisıra sıralayanlar...
Elbette seçmen her zaman en doğruyu seçmez. Ama bu, kaybedenin, değeri anlaşılamamış bir cevher olduğu manasına gelmez.
Karşıt görüş sahipleri, az oy aldıklarında boyunlarını büküp seslerini kesmemelidirler. Ama kimse hırçınlık nöbeti geçirerek saygısız saldırılara kalkışma hakkına sahip değil.
*
Yurttaş iradesini, burunlarını kıvırıp, kibirli sataşmalarla aşağılayanların arasında CHP’nin önde gelenleri de var.
En küstah yorumlardan birini en önde gelenlerden birisi yaptı. “Bu sonucun akılla izahı yoktur” dedi...
Bu akılsızlık haline ise AB ile ABD’nin yol açtığını söyledi.
Aynı partiye mensup bir milletvekili ise, Türk halkını kendine maşa yapan ‘dış mihrakı’ daha geniş tuttu: “ABD, AB, Barzani.”
Amerikan Araştırma Merkezi Pew, bundan bir ay önce, 47 ülkede yaptığı çalışmanın sonuçlarını açıkladı. Buna göre yüzde 83’lük oranla Türkiye dünyada ABD’ye en olumsuz bakan ülke durumunda.
Böyle bir ülkede ABD’nin telkiniyle 18 milyon insanın bir partiye oy attığını öne sürmekten daha akıl dışı ne olabilir ki?
*
“ABD’nin ve AB’nin oyununa gelmiş halk” safsatası bizde üç yıldır tekrarlanıyor. Annan Planı referandumundan bu yana, sonuca katlanamayan herkes bir “maşa edebiyatı” tutturmuş gidiyor.
Bu dünyada, yurttaş eğilimleri artık ulusal koşulların yanında küresel gözlemlerin ışığında şekilleniyor. Her ülke, geleceğe ilişkin hesaplarını içe kapanmadan, dünyanın etkileşimli bir yere dönüştüğü gerçeğinden hareketle yapıyor.
Dünyayla etkileşmeyi, dünyanın maşası olmak sayanlar, sakın kendi küçük dünyalarını evren sanıyor olmasınlar?