Atatürk Meydanı’nda

Salı günü, İngiliz Yüksek Komiserliği önünde tarihi anlamlı bir protesto düzenlendi ve komiserliğin İkinci Sekreteri David Reed’e bir muhtıra ile binlerce imza takdim edildi.

Salı günü, İngiliz Yüksek Komiserliği önünde tarihi anlamlı bir protesto düzenlendi ve komiserliğin İkinci Sekreteri David Reed’e bir muhtıra ile binlerce imza takdim edildi. David Reed bu muhtırayı AB ve BM yetkililerine ulaştıracakmış.

Kanımca yanlış yapıldı.
Köşe yazarı Barış Mamalı da diğer bir sütunda konuyla ilgili görüşünü ve yorumunu dün, Star Kıbrıs’ta yayınladı. Aynen katılırım ve kendisini kutlarım.
Benim de ekleyeceklerim vardır:
Oramslarla ilgili kararı Avrupa’nın en yüksek mahkemesi verdi. Kimileri ATAD kimileri ABAD diyor. Önemli olan isim değildir.
Miting ve protesto demonstrasyonu, İngiliz Komiserliği önünde değil, Atatürk Meydanı’ndaki Avrupa Birliği Misyonu binası önünde yapılmalıydı. İngiliz neden aracı olmalıydı?
Protesto muhtırası ile birlikte binlerce imza, doğrudan Avrupa Birliği’nin Lefkoşa’daki, bizim taraftaki misyon şefliğine verilmeliydi.
Protestolar, sloganlar orda haykırılmalı ve taşınan pankardlar gözlerinin içine sokulmalıydı. Daha sonra O’da yapıldı. Ama ne etkisi olabilirdi?
Ancak, bütün bu yapılanları ve gösteriyi organize edenler bilmeliydi.
Barış Mamalı da vurguluyor. Bunlar ne kararı değiştirir ne de gerçek durumu.
Yıllarca Hakimlik, Başsavcılık ve bir ara da Sağlık Bakanlığı yapmış, değerli Hukukcu Oktay Feridun beye de sordum.
Bu mülk meselesinde, KKTC’nin verdiği tapular mıdır geçerli olan yoksa ellerdeki -kimin elinde olursa olsun- eski orijinal tapular mı? Verdiği yanıt beni hiç de şaşırtmadı.
- Mısır’da ve başka yerlerde Osmanlının verdiği tapular ve mal sahipleri var. Hala geçerliliği sürüyor. Burada Kıbrıs’ta yerleşenler – hatta Veli paşa ailesi dedim- orada mal sahibidirler ve kira bile alıyorlar. Başka ülkelerde ve yerlerde de mülk-tapu-sahibi değiştirilemez.
O halde. Kimler yaratmışsa bu içinden çıkılmaz durumu, kimler Türkiye’nin, Kıbrıs Türkünün ve yabancıların başına bu belayı açmışsa hesap vermelidirler. Ucuz kahramanlık, vatan, millet edebiyatı ile mülk sorunu halledilemez. Ne de mahkeme kararları ortadan kaldırılabilir. Hukuk yolundan başka izlenecek yol yoktur.
O nedenle, bizim Güney Kıbrıs’taki mallarımız, servetimiz, yıllarca Rumun elinde kalanların, kullanılanların hesabı mahkemelerde aranmalı.
ATAD mıdır ne haspadır, yalnız Rum davalarına bakan bir mahkeme, bir adalet divanı değildir.
Titina Loizidu, Arestis, Metelois, Kadunas ve daha yüzlercesi Türkiye ve Kıbrıs Türkleri ile Kuzey’de mal satın alan yabancılar aleyhine davalar açarlarken bizim haksızlığa uğrayanlarımız, mallarını, canlarını kaybedenlerimiz, aileleri ve daha da önemlisi onları yönlendirecek, yol gösterecek liderlerimiz nerede idi?
Rum dava açtı, kazandı, Türkiye milyonlarca dolar tazminat ödedi. Suçlu dava açtı ve kazandı diye suçlu mu? Türkiye suçlu Rum’a o halde neden milyonlarca dolar ödedi ve daha da ödettirilecek? KKTC’nin verdiği tapularsaydı geçerli olan Rumlara, ünlü Tazmin Komisyonu’muz, hala neden tazminat ödüyor, takas ve geri iade pazarlıkları yapıyor?
Bir yerde Rum’un elindeki tapunun geçerliliği kabul görmeseydi niye zahmet edip de onlarla pazarlığa oturuluyor?
Verenler verdi, kapanlar kaptı, yutanlar yuttu. Yanlarına bırakılması mıdır adalet...? Türk’ün de Rum’un da tapulu malı onun mülküdür, mülk değiştirilemez. Kendi rızası olmadan hiçbir mal sahibinin elinden malı alınamaz. İsterse bir kere değil 5-10 kere savaş olsun...
Bu sorunu yaratanlar, mutlaka ne yaptıklarını bilmekteydiler. Alper Orhon ve Ziya Müezzinoğlu zamanında uyarılmıştı. Öfkelendiler!
Ve de işleri çıkmaza sokmakla bu işin peşinin bırakılacağını zannettiler. Olmadı. Bu gün ATAD, ABAD, yarın İngiliz mahkemeleri, Fransız, İtalyan ve AB üyesi bütün mahkemeler ayni uygulamaya geçerse ne olacağını düşünen yok mu? Nerde taşınmazınız varsa, yeter ki AB üyesi olsun, o ülkede bu son alınan karar geçerli sayılacaktır ve malınıza, mülkünüze haciz de getirilebilecektir, sattırılıp Rum’a tazminat da ödettirilecektir. Ama, olan zavallı masum mal sahiplerimize olacaktır. Havadan mal mülk kapıp da servet sahipleri olanlar çıkıp da biraz katkı koyarak, “alınız, ödeyiniz Rum’a tazminatını da bu işi bitiriniz” demeyecektir. Yaygara kopartılacak, tehditler savrulacak ve mal-mülk meselesi halledilmiş sayılacak. Yemezler. Kuru gürültüye kimse pabuç bırakmaz artık bu dünyada. Türkiye bütün Rumlara tazminat ödemeye mahkum edilirse ödeyemez hallere düşecek. Bu mudur istediğiniz, sayın sonradan avantaya konan ve yutan beyler?
Yapmayınız. Hukuk yoluna dönünüz. Talat ile Hristofyas’ın bir an önce nihai bir çözüme ulaşmalarına yardımcı olunuz ki toprak ve mülk sorunu da süratle onlarla birlikte halledilmiş olsun. Aksi takdirde ömrümüz tazminat ödemeye, mahkemeden mahkemeye koşmaya yetmeyecektir.
Bu işi Mahkemeler halledemez. Bırakınız liderler masa başında halletsinler” çağrısı yapınız. AB de BM de bütün dünya da işitsin. Olmaz mı?
Bu haber 117 defa okunmuştur

:

:

:

: