İşte buna derler

Dünyamızın en gelişmiş ülkelerinden biri ve en çağdaş insanların yaşadıkları ülkede, İsveç’te gördüklerimi hayranlıkla izledim.

Dünyamızın en gelişmiş ülkelerinden biri ve en çağdaş insanların yaşadıkları ülkede, İsveç’te gördüklerimi hayranlıkla izledim.
Ve kendime sordum.
Biz de yapamaz mıyız?
Her yanı göl, ırmak, dere, su bol. Su sorunu diye bir sıkıntıları yok. Amaa, otel odanızda bir kart. Bir uyarı.
“Unutmayınız ki kirlettiğiniz her havlunun ve yatak çarşafının yıkanması için en az beş litre su harcanır. Suyu, boşuna tüketmeyiniz”.
Evet, yanlış okumadınız. İnsanlar nerede ise su bolluğundan boğulacaklar, ama, yine de suyu tasarruflu kullanma çağrısı yapıyorlar.
Bizim, kurak, çorak ve susuz ülkemiz ve insanlarımızın hovardaca su tüketimi geldi aklıma. Bu kadar duyarsız insanlar olmamalıyız diye düşündüm. Ve çok üzüldüm. Çünkü, ne belediyelerimiz, ne su daireleri, ne tüketicimiz ne de çevrecilerimiz su kıtlığımızın yaşamsal bir sorun olduğunu idrak edememiş, gerekli ve acil önlemleri alamamıştır.
Her kova, her damla suyun tüketilişini kontrol altına almak çok mu zordur? İşte İsveçte gördüğüme derler, hesaplı ve planlı, bilinçli hareket. Bravo yetkililerine ve de insanlarına.

Bir de dikkatimi çeken ne oldu bilir misiniz?
Trafik. Hiçbir tıkanıklık, gecikme, asap bozukluğu, tartışma yaşanmıyor. Çünkü, trafik rahatca, su gibi akıp gidiyor.
Ve, binlerce araba, kamyon, kamyonet, taksi hareket halinde iken binlerce bisiklet ve bisikletli de hareket halinde. Kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuk gidilebilecek her yere bisikletle ulaşıyor.
Buna ek olarak, düzenli seyreden otobüsler, trenler ve taksiler.
Böyle olunca da ne trafik tıkanıklığı ne aşırı petrol tüketimi yaşanmıyor.
Her şey hesaplı, kitaplı, planlı.
İsveç insanının yaşam düzeyine bir anda ulaşmamız imkansız. Ama, onları örnek alarak bizler de sorumluca hareket etmeye yönelemez miyiz?
Binbir milletten insanlar caddelerde, parklarda, kafelerde, alış veriş merkezlerinde, trenlerde, otobüslerde ne kadar da düzenli hareket ediyor diye hayıflandım ve hep kendi ülkemi düşündüm.
Minnacık coğrafyamız üzerinde trafik kaosu, çevre kirliliği, sorumsuzca su tüketimi, yanan ve zehir saçan çöplükler ve daha neler film şeridi gibi gözümün önünden gelip geçti.
Sokaklarda, parklarda, çarşılarda ne bir poşet, ne bir bira kola şişesi, sigara paketi! Arasanız da bulamazsınız.
Haaa, bir de sigara içme yasağı. Hiçbir kapalı yerde, otellerdeki odanızda bile, tuvaletlerde gizlice sigara içemezsiniz. Alarmlar hemen çalışıyor. Ve inanılmaz para hatta hapislik cezasına çarptırılma.
Herkes uymak mecburiyetinde. Zaten severek yasalarına, yasaklarına uyuyorlar.
Bizlerden bir arkadaş otel odasında gizlice sigara içmeye kalkıştı. Öyle bir ihtar aldı ki!!
“İyi ki alarmlar harekete geçmedi, yoksa cezanız büyük olurdu, altından kalkamazdınız. Pencerenizi açıp da dışarıya üflemekle yakayı sıyırdınız, ama, yaptığınız usülsüzlük anında bize ulaştı. Tekrarlarsanız otelden atılacak ve cezaya çarptırılacaksınız....”
Şimdi anladım. Niye milyonlarca insan İsveç’te yaşamak için can atıyor.
Ben yine de kendi memleketimi ve insanımı seviyorum ve hiçbir ülkeye değişmem. Yeter ki insanlarımız, yöneticilerimiz duyarlılık ve sorumluluk bilinci içinde hareket etsin.
Evet, İsveç yemyeşil , bol suya sahip bir ülke. Nizam ve asayiş hat safhada.
Bizler de onları örnek alarak bu güzelim ülkemizi daha da güzelleştiremez miyiz?
Bir deneyelim.
İyi Pazarlar.
Bu haber 139 defa okunmuştur

:

:

:

: