Yeryüzü her zaman sessiz değildir. Bazen derinlerden gelen bir kırılma yalnızca toprağı değil, hayatları, düzenleri ve hayalleri de altüst eder. Depremler, doğanın en sarsıcı gerçeklerinden biridir. Saniyeler içinde şehirleri yutan, yürekleri kavuran bu olay, insanın çaresizliğini ve aynı zamanda dayanışma gücünü açıkça ortaya koyar.
Yeryüzü her zaman sessiz değildir. Bazen derinlerden gelen bir kırılma yalnızca toprağı değil, hayatları, düzenleri ve hayalleri de altüst eder. Depremler, doğanın en sarsıcı gerçeklerinden biridir. Saniyeler içinde şehirleri yutan, yürekleri kavuran bu olay, insanın çaresizliğini ve aynı zamanda dayanışma gücünü açıkça ortaya koyar.
Son yıllarda dünyanın farklı bölgelerinde peş peşe yaşanan depremler, bu doğa olayının nasıl küresel bir ortak gerçeklik haline geldiğini gösteriyor. Japonya, Endonezya, Şili ve Meksika gibi ülkelerde meydana gelen yüksek şiddetli depremler,bazı ülkelerdeki gelişmiş teknolojilere rağmen can kayıplarını engelleyememiştir. Her ülke kendi önlemlerini almaya çalışsa da doğanın gücüne karşı tam bir sigorta henüz geliştirilememiştir.
Türkiye ise bir deprem ülkesidir. Kuzey Anadolu Fay Hattı, Doğu Anadolu Fay Hattı ve Ege Bölgesi’ndeki sismik hareketlilik, yüzyıllardır bu coğrafyanın kaderi olmuştur. 1999 Marmara Depremi hâlâ zihinlerde tazeliğini korurken, 6 Şubat 2023’te yaşanan büyük felaket ve sonrasındaki acılar da milletçe yaşadığımız derin travmalardan biridir.
İstanbul’da 23 Nisan 2025 tarihinde meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki deprem, 2019 Eylül'ünde yaşanan 5.8’lik sarsıntıdan çok daha güçlü hissedildi. Torunum Özel Berova'nın o an bize ulaştırdığı “İyiyiz” mesajı yüreğimize bir nebze su serpti. 2019’daki depremi yine aynı apartmanda, oğlum Özdemir Berova ve torunumla birlikte yaşamıştık. O gürültülü günün bende bıraktığı travma, nerede olursa olsun her depremde yeniden canlanıyor.
Kıbrıs Adası da sismik açıdan riskli bir bölgede yer alıyor. Afrika ve Avrasya levhalarının kesişim noktasında bulunması nedeniyle, zaman zaman hem kuzeyde hem güneyde hissedilen depremler yaşanıyor. Büyük çaplı bir yıkım yaşamamış olmamız, rehavete kapılmamıza neden olmamalı. Kıbrıs Türk halkı olarak kamu binalarının, okulların ve toplu yaşam alanlarının depreme dayanıklılığı artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Deprem yalnızca yeri değil, toplumun ruhunu da sarsar. Kaybedilen canlar, yitirilen evler ve oluşan güvensizlik duygusu, toplum hafızasında derin izler bırakır. Ancak her felaketin ardından ortaya çıkan yardım eli, birlik ruhu ve dayanışma hissi toplumların en güçlü yanını oluşturur. Türkiye’de yaşanan her büyük depremde olduğu gibi, Kıbrıs Türk halkı da dualarıyla, yardımlarıyla kardeşliğini ve bağlılığını her seferinde ortaya koymuştur.
Deprem, bir sınavdır. Bilinçle hazırlanırsak geçilir; ihmal edilirse ağır bedeller ödetir. Bilim, bilinç ve birlik üçlüsünü esas alarak hareket etmek zorundayız. Unutmayalım: Doğayla savaşılmaz; doğaya saygı gösterilerek onunla birlikte yaşanır. Bu nedenle, Kıbrıs’ta depremle ilgili tüm planlamalar siyaset üstü bir bilinçle ele alınmalı ve sürdürülebilir bir güvenlik anlayışıyla hayata geçirilmelidir.
Çünkü bir gün yer sarsıldığında, yalnızca binalar değil, ihmâl edilmiş her şey yerle bir olur.
Bu güne söz mü?
“Sarsılan her toprak parçası, bize yeniden kenetlenmeyi ve insan kalabilmeyi hatırlatır.”