Sadece kurtuluşun değil bir geleceğin başlangıcı

Toplumsal hafızamızda yer etmiş bazı kalıplar vardır ki, zaman içinde sorgulanmaksızın kabul görür. Bunlardan biri de sürekli memnuniyetsizliğin, her şeye muhalif olmanın sanki bir bilinç göstergesi sayılmasıdır. Oysa bu tutum; sadece bireysel değil, aynı zamanda kurumsal ilerlemenin de önünü tıkayan tehlikeli bir zihniyetin yansımasıdır.

Toplumsal hafızamızda yer etmiş bazı kalıplar vardır ki, zaman içinde sorgulanmaksızın kabul görür. Bunlardan biri de sürekli memnuniyetsizliğin, her şeye muhalif olmanın sanki bir bilinç göstergesi sayılmasıdır. Oysa bu tutum; sadece bireysel değil, aynı zamanda kurumsal ilerlemenin de önünü tıkayan tehlikeli bir zihniyetin yansımasıdır.

Her dönemde, her iktidarda, her sistemde eleştiriye elbette ihtiyaç vardır. Ancak eleştiri, sadece şikâyet etmekle sınırlı kalıyorsa; yapıcı değil yıkıcı bir kimliğe bürünüyorsa, işte orada durup düşünmek gerekir. Zira memnuniyetsizlik üzerinden algı yönetmek, toplumu kutuplaştırır; devleti, yargıyı, yasamayı ve yürütmeyi hedef tahtasına koymak, en hafif tabiriyle sorumsuzluktur.

Kimi çevrelerin, özellikle sosyal medya üzerinden her gelişmeyi “başarısızlık” olarak sunması, halk nezdinde bir yılgınlık yaratma çabasıdır. Bugün bir mahkeme kararına karşı çıkılır, yarın bir bakanın icraatı hedef alınır. Ertesi gün meclisin kararı yerle bir edilir. Peşi sıra kamu görevlileri küçümsenir, yerel yöneticiler alaya alınır. Bu zincir hiç kırılmaz. Peki bu kesintisiz memnuniyetsizlik hali bir rastlantı mıdır? Elbette hayır. Bu bir yöntemdir. Algı yaratmak, güvensizlik tohumları ekmek, devleti itibarsızlaştırmak amacı güder.

Ancak unutmamak gerekir ki; bir toplum, kendi kurumlarına güven duymadan ayakta kalamaz. Eleştirilecek yönler mutlaka vardır, olacaktır. Lakin bu eleştiriler; bilgiye, vicdana ve iyi niyete dayanmalıdır. Zira karanlığı göstermek kolaydır, zor olan mum yakmaktır. Hep olumsuz konuşan, her yeniliği küçümseyen bir bakış açısı, zamanla kendi samimiyetini de yitirir.

Burada sormamız gereken şudur: Hiçbir şeyden memnun olmayanlara karşı nasıl bir tavır takınmalı? En başta, paniğe kapılmadan, karşımızdakini “her şeyi eleştiren” değil, “her şeyi reddeden” biri olarak tanımalı ve kamuoyunu bu yönde bilinçlendirmeliyiz. Sağduyulu yurttaşlar, haklı eleştiriyle maksatlı kampanyayı birbirinden ayırabilecek ferasete sahiptir. Bu nedenle doğruyu yılmadan, sabırla anlatmak, yapılan her yapıcı işe sahip çıkmak ve hakikati gündemde tutmak gerekir.

Devletin her kurumu, mükemmel olmayabilir. Ama hiçbirinin amacı, milletine zarar vermek değildir. Siyasetin, adaletin ve idarenin yıpratılması, eninde sonunda hepimizin ortak geleceğine zarar verir. Bugün olanları anlamlandırırken, yarının ihtiyaçlarını da unutmamak gerekir. Eleştirelim, ama yıkmadan. Soralım, ama karalamadan. Unutmayalım: Yapıcı olmak cesaret ister, yıkmak ise kolaydır.Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yıkılmayacak kadar derin bir mücadenin sonunda kurulmuştur. Bazı siyasilerin memnun olmadıkları icraatı eleştirip geleceğiz biz yapacağız söylemleri abesle iştigaldir. Denendiler ve görünen o ki hükümet olamadılar. Hatta hükümete ortaklığı dahi red ettiler. O halde daha çok derslerine çalışmaları gerekir. Öyle mecliste sorulan sorulara cevap vermeden bilinç altına hapis sözleri mikrofona söyleyip alkış beklemekle hükümet etmek olunmadığını öğrenmeleri gerekir! Yoksa muhalefet dahi onlara yakışmıyor diyenlere de kulak vermelidirler!
Bugüne söz mü? “Siyaset, sadece konuşmak değil; sorumluluk almaktır. Yol, taşın altına elini koyanla açılır.'
“19 Mayıs’ta atılan ilk adım, sadece bir kurtuluşun değil; sorumluluk alanların yazdığı bir geleceğin başlangıcıydı.” 'Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla anıyor, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı yürekten kutluyorum.'

Bu haber 683 defa okunmuştur

:

:

:

: