Sessiz kalan çığlıklar

Gençlik... Dışarıdan bakıldığında ışıl ışıl parlayan bir bahar mevsimi gibi görünür. Oysa biz biliriz ki her genç yürek aynı huzuru taşımaz.

Gençlik... Dışarıdan bakıldığında ışıl ışıl parlayan bir bahar mevsimi gibi görünür. Oysa biz biliriz ki her genç yürek aynı huzuru taşımaz. Kimi genç, içten içe kaynayan sessiz bir fırtınayla yürür hayatın içinde. Kimi, hiç açılmayacak gibi görünen bir karanlıkla baş başadır. Bu karanlık bazen öyle bastırır ki, genç insan kendi varlığını çekip almayı bir çıkış sanır. Oysa intihar bir son değil; geride kalanlar için tarifsiz bir acı, kişinin ardında bıraktığı sevgililer, anneler, babalar ve dostlar için kapanmaz bir yara, dinmeyen bir özlemdir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibi küçük ama derin bağlarla örülü toplumlarda her kayıp, geniş yankı uyandırır. Bir gencin yokluğu, sadece ailesini değil; okulunu, sokağını, arkadaş çevresini, bir ülkenin geleceğe olan umudunu etkiler. Aniden sessizleşen bir telefon, cevapsız kalan bir mesaj, boş kalan bir masa… Bunlar, kaybın sessiz ama derin yankılarıdır.

Peki, bu yola sürüklenen genç ne hisseder? Ne yaşar da böyle bir karar alır? Bunu anlamadan konuşmak eksik olur. Bu bir zayıflık değil; bastırılmış duyguların, içte birikmiş çığlıkların, duyulmayan haykırışların sonucudur. Yalnız hissetmek, yeterince iyi olmadığını sanmak, aile baskısı, sosyal medya dayatmaları, okulda yaşanan zorbalıklar ve gelecek kaygısı… Bütün bunlar birleştiğinde, bir gencin iç dünyasında sessiz bir yangın başlar. Ve bazen, bu yangının dumanını dışarıdan göremeyiz.

İşte tam burada biz büyüklere düşer görev. Öğretmen, veli, komşu, sosyal medya takipçisi fark etmez. Hepimize düşer. Gençlerimizin sadece başarılarına değil, yorgun gözlerine, içine attıkları sözlere kulak vermeliyiz. Onlara “Sen nasılsın?” diye sormak, aceleyle değil; gerçekten dinlemek… İşte hayat kurtaran fark bu olabilir. Bazen bir sıcak tebessüm, bir omuza dokunuş, bazen sadece susup yanında durmak... Belki de o genç için yaşama tutunmanın tek nedeni bu olacak.

Sevgili gençler, bu hayat her zaman adil değil; bunu biliyoruz. Ama siz yoksanız, biz de eksik kalırız. Sizin anlatacak çok hikâyeniz, yaşayacak nice sabahınız var. Karanlık anların ardından gün doğar; bunu unutmayın. Ve sakın ha, acınızı küçümseyenlere değil, dinlemeye hazır olanlara yönelin. Yardım istemek bir eksiklik değil; ruhunuzu korumanın erdemli yoludur. Konuşun, yazın, anlatın. Bir psikolog, bir öğretmen, bir dost… Kime güveniyorsanız ona. Ama içinizde biriktirmeyin. Çünkü en ağır yük, suskunluktur.

Bizler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin büyükleri olarak sadece ekonomiyi, siyaseti değil; geleceğimizi de korumakla yükümlüyüz. Her genç, bir ülkenin yarınıdır. Onlara yalnızca yaşamayı değil; yaşamı sevmeyi, kendine güvenmeyi ve gerektiğinde destek istemeyi de öğretmek zorundayız.

Unutmayalım; Sessiz kalan çığlıklar, duyulmadığında yok olmaz; daha da büyür. Ve eğer biz duymayı bilirsek, nice hayatları karanlıktan aydınlığa çekebiliriz. Çünkü her genç, bir umut demetidir. Ve hiçbir umut, vakitsiz solmamalıdır.

Bu güne söz mü? Unutmayınız! Hayat bazen zor, karanlık ve anlamsız görünebilir. Ama o an geçicidir. Konuşmaktan, yardım istemekten çekinmeyin. Güçlü olmak susmak değil, içini açabilmektir. Bir adım daha at; çünkü sen değerlisin, çünkü senin hikâyen bitmedi. Ve unutma, seni seven birileri her zaman vardır.
Bu haber 915 defa okunmuştur

:

:

:

: