İnsanlığın onuru

Küçük bir ülkede her haber çabuk yayılır; acılar da… Son yıllarda bu haberlerin en sarsıcılarından biri Alzheimer… Adını duyan çok, anlamını bilen az. Oysa Alzheimer; sadece unutkanlık değil, bir insanın yavaş yavaş kendisinden kopuşudur. Anahtarlar kaybolur, yollar karışır, en sonunda yüzler silinir.

Küçük bir ülkede her haber çabuk yayılır; acılar da… Son yıllarda bu haberlerin en sarsıcılarından biri Alzheimer… Adını duyan çok, anlamını bilen az. Oysa Alzheimer; sadece unutkanlık değil, bir insanın yavaş yavaş kendisinden kopuşudur. Anahtarlar kaybolur, yollar karışır, en sonunda yüzler silinir.

Geçenlerde Girne’de sosyal medyada ve haberlerde ayılan bir duyuru;

“77 yaşında, gri hırkalı, adını unutmamış olabilir. Lütfen görenler en yakın polis merkezine bildirsin.”
Bu sözler, belki pek çoğumuzun tanıdık duyduğu bir çağrı. Çünkü birçok aile, bu sessiz çığlıkla yüzleşiyor. Sabah yatağında kaybolan bir annenin telaşı, evden çıkıp bilmediği sokaklarda dolaşan yaşlımız… Bulunduğunda “Sen kimsin?” diyen o bakış, geride tarifsiz bir ıstırap bırakıyor.
Alzheimer, sadece tıbbi değil toplumsal bir sınavdır. Doktorlar tanı koyar, ilaçlar yazılır, bakım evleri görevini sürdürür. Asıl sınav ise hasta yakınlarının sabrında gizlidir: Her gün donuklaşan bir zihni yeniden canlandırmak, unutulan kimliği her gün yeniden hatırlatmaktır. Bu öyle bir çaba ki; anılar bile bazen yetersiz kalır.

Ülkemizde bakım desteği sınırlı, sosyal hizmetler yetersiz sayılır. Oysa Alzheimer hastası, güvenlik riski taşıyan savunmasız bir bireydir. Kapı kilitlerini zorlayan, sokaklarda kaybolan yaşlılarımız… Bunlar artık filmlerde değil, yanı başımızda yaşanıyor. Toplum olarak bu sessiz gerçeğe kulak vermeliyiz.

Bilim insanları zihni canlı tutmanın, sosyal ilişkileri sürdürmenin ve düzenli meşgale edinmenin Alzheimer riskini düşürdüğünü söylüyor. Ancak hiçbir yöntem kesin koruma sağlamaz. Asıl mesele, hastalığa uğramadan önce tedbir almak; uğradıktan sonra ise yalnız bırakmamaktır.

Unutulmuşluk, ilgisizlik ve yalnızlık da birer marazdır. Ailede büyüklerin küçüklere, küçüğün büyüğe gösterdiği şefkat, Alzheimer’a karşı en güçlü kalkanımızdır. Bir göz teması, bir dokunuş, bir anı paylaşmak kaybolmuş bir zihinde ışık yakabilir. Çünkü insan unutur belki, ama hissettiklerini en son unutur.

Basına, sosyal medyaya, okullara görev düşüyor: Alzheimer’ın yalnız yaşlıların değil, hepimizin sorunu olduğunu anlatmak. Komşumuzun, apartmandaki teyzenin hâline dikkat etmek, bazen bir hayat kurtarır. Bir telefon, bir soru, bir bakış yeter.

Yaşlı adam, o gün sağ salim bulundu; ama ya bulunamasaydı? Evladını elini tutamadan, sadece bir fotoğraf karesinden mi anımsayacaktı? Alzheimer, sadece ailelerin değil, bir milletin vicdan meselesidir. Sessiz kaçışların ardından yükselen çığlıkları artık duymak ve yanıt vermek zorundayız.
Bugüne söz mü?
Unutanlara kızma; hatırlayan sen ol. Vefa, saygı ve sevgi bunu gerektirir. Çünkü bir bakış, bir söz, bir dokunuş bazen yalnızca bir hayatı değil, insanlığın onurunu da ayakta tutar.
Bu haber 953 defa okunmuştur

:

:

:

: