İnsanlık onurunu korumak

Kadına yönelik şiddet belirli günlerin hatırlatmalarıyla sınırlı kalamayacak kadar ağır bir insanlık sorunudur. Bu konu toplumun vicdanını ilgilendirir ve her gün konuşulması gereken bir gerçeklik olarak önemini korur.

Kadına yönelik şiddet belirli günlerin hatırlatmalarıyla sınırlı kalamayacak kadar ağır bir insanlık sorunudur. Bu konu toplumun vicdanını ilgilendirir ve her gün konuşulması gereken bir gerçeklik olarak önemini korur. Kadın toplumun yarısını temsil etmenin ötesinde emeğin görünmeyen tarafını, yaşamın devamlılığını ve adalet arayışının temelini taşır. Kadının güvenli ve onurlu bir yaşam sürmesi insanlık değerlerinin korunması anlamına gelir. Eşitlik, adalet ve saygı gibi kavramlar ancak kadınların özgür ve güvende olduğu toplumlarda anlam kazanır.

Dünya genelinde ortaya konan veriler sorunun yaygınlığını gösterir. Birleşmiş Milletler araştırmalarına göre kadınların yaklaşık üçte biri yaşamları boyunca en az bir kez fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalır. Eurostat ölçümlerinde Avrupa’da 18 ila 74 yaş arasındaki kadınların yüzde 31’i yetişkinlik yaşamlarında benzer şiddet türlerini bildirmiştir. Almanya’da aile içi şiddet vakalarının 2024 yılında 256 binin üzerine çıkması kaygı verici bir durumdur. Fransa ve İngiltere’de kadın cinayetleri ve ev içi şiddetin yüksek seyretmesi gelişmiş ülkelerin bile bu sorunla etkin biçimde mücadele edemediğini ortaya koyar.

Araştırmalar başka bir noktaya da işaret eder. Şiddet çoğunlukla erkekten kadına yönelse de kadından erkeğe uygulanan şiddet vakaları da görülür. Birleşik Krallık’taki bazı kayıtlar bazı ilişkilerde tek taraflı şiddetin faili olarak kadınların da yer aldığını gösterir. Bu durum şiddetin sadece bir cinsiyet meselesi olmadığını, insan hakları ihlali olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyar. Her bireyin korunma hakkı vardır ve bu hak hiçbir gerekçe ile görmezden gelinemez.

Avrupa ülkelerinde yapılan düzenlemeler kapsamlı bir mücadele yaklaşımı sunar. Almanya’da cinsel saldırılarda kullanılan maddelerin silah sınıfına alınması tartışılır. Fransa’da kadın ve çocuklara yönelik şiddeti önlemeye yönelik geniş kapsamlı bir yasa hazırlığı yürütülür. Avrupa Birliği genelinde ise kadına ve ev içi şiddete yönelik ortak ceza standartlarının oluşturulması hedeflenir. Bu gelişmeler şiddetin adli boyutla sınırlı olmadığı, aynı zamanda sosyal, ekonomik ve psikolojik yönleri bulunan bir sorun olduğunu gösterir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de bu konuda farkındalık yaratmaya yönelik çalışmalar yürütülmektedir. Kadına yönelik şiddetle mücadeleye dikkat çekmek ve konuyu gündemde tutmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlenmiştir. Buna karşın raporlamanın yetersizliği ve aile içi şiddetin çoğu zaman kamuya yansımaması nedeniyle gerçek tablo tam olarak görülemez. Bu nedenle ülkede koruyucu mekanizmaların güçlendirilmesi, sığınma evlerinin artırılması, elektronik takip uygulamalarının geliştirilmesi ve mağdurların ücretsiz hukuki ve psikolojik desteklere erişiminin kolaylaştırılması gereklidir. Eğitim sistemi içinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin yer alması ise bu çabaların sürdürülebilirliği açısından temel bir ihtiyaçtır.

Kadına yönelik şiddet anma günlerine sığdırılamayacak bir meseledir. Bu konu her gün kamuoyunun, siyasetçilerin, hukukçuların ve toplumun ortak sorumluluk alanında olmalıdır. Şiddet yaşamın içinde yer aldığı sürece mücadele de sürekli olmak zorundadır.

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi yalnızca bir hukuk meselesi değildir; toplumun vicdanını ve insanlık onurunu koruma sorumluluğudur. Bu sorumluluk ertelenemez ve hiçbir gerekçe ile hafifletilemez.
Bu haber 8 defa okunmuştur

:

:

:

: