Venezuela’dan çıkarılacak Kıbrıs dersleri!

ABD askerleri hafta sonu dünyanın gözü önünde Venezuela’ya girip Devlet Başkanı Maduro ve eşini ele geçirip yaka paça New York’a getirdi. Trump’ınn deyimiyle dünya da yaşanan bu gelişmeleri dizi gibi izledi.

ABD askerleri hafta sonu dünyanın gözü önünde Venezuela’ya girip Devlet Başkanı Maduro ve eşini ele geçirip yaka paça New York’a getirdi. Trump’ınn deyimiyle dünya da yaşanan bu gelişmeleri dizi gibi izledi.
Venezuela 303 milyar varil ham petrol ile dünyada bilinen petrol rezervlerinin yüzde 17'sine sahip. ABD'nin son on yılda uyguladığı yaptırımlar nedeniyle, petrolün en büyük alıcısı ise sadece Çin…
İşte Trump’ın iştahını kabartan tablonun özeti bu aslında. Bir taşla iki kuş vurmak isteyen ABD, hem dünyanın en büyük petrol rezervine el koymak istiyor hem de o rezervin en büyük düşmanı Çin’e gitmesini engellemek istiyor.
Uluslararası ilişkilerde güç, hukuk ve ahlak arasındaki gerilim her geçen gün daha da görünür hale geliyor.
ABD’nin Venezuela’daki operasyonu bunun en çarpıcı örneklerinden biri.
Oysa Birleşmiş Milletler Şartı son derece açıktır: Egemen bir devletin iç işlerine müdahale edilemez, halkın iradesi dışarıdan şekillendirilemez. Beğenmediğiniz bir yönetimi devirmek için ekonomik boğma, diplomatik izolasyon ya da vekâlet unsurları kullanmak hukuki değil, güç siyasetinin bir sonucudur.
Venezuela örneğinde sorun yalnızca Maduro’nun kim olduğu ya da nasıl bir yönetim sergilediği değildir. Asıl mesele, bir ülkenin yeraltı zenginlikleri, özellikle de enerji kaynakları söz konusu olduğunda, büyük güçlerin hukuku ne kadar kolay bir kenara itebildiğidir.
Petrol zengini bir ülke olan Venezuela’nın maruz kaldıkları, “uluslararası düzen” denilen yapının aslında ne kadar seçici ve çıkar odaklı işlediğini gözler önüne sermektedir.
Hukuk, güçlü olanın elinde bir araç haline geldiğinde, zayıf olan için bir güvence olmaktan çıkar.
Buradan çıkarılacak dersler yalnızca Latin Amerika’yı ilgilendirmiyor. Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan Afrika’ya kadar benzer senaryoların tekrarlandığını görüyoruz.
Tam da bu noktada Kıbrıs’ta bizlerin de alması gereken dersler vardır.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin son yıllarda İsrail ile askeri, siyasi ve enerji alanlarında hızla yakınlaşması tesadüf değildir.
Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynakları, bölgeyi küresel güç mücadelelerinin merkezine yerleştirmiştir.
Peki yarın bir gün İsrail ya da başka bir aktör çıkıp “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve Kıbrıs Türklerinin talepleri uluslararası hukukun dışındadır” diyerek bir müdahaleyi meşrulaştırmaya kalkarsa ne yapacağız?
Venezuela örneği ortadayken, böyle bir ihtimali tamamen hayal ürünü saymak saflık olur. Uluslararası hukuk, ne yazık ki her zaman kâğıt üzerinde kaldığında, sahadaki gerçeklik askeri ve siyasi güç tarafından belirlenmektedir.
İşte tam bu noktada en büyük güvencemiz, Türk askerinin adadaki varlığıdır. Şükürler olsun ki Türkiye vardır, şükürler olsun ki Türk askeri Kıbrıs Türk halkını korumaktadır. Bu varlık yalnızca askeri bir caydırıcılık değil, aynı zamanda siyasi bir denge unsurudur. Kıbrıs Türklerinin güvenliği, iradesi ve geleceği bu denge sayesinde masada kalabilmektedir.
Şunu hiçbir zaman unutmamak gerekir: Askeri olarak güçlü olmadıktan sonra, dünya üzerinde bağımsız ve onurlu bir şekilde yaşama şansınız yoktur.
Özellikle yeraltı zenginlikleriyle donatılmış ülkelerin ve bölgelerin bu kaderden kaçamadığı ortadadır. Venezuela’dan Kıbrıs’a uzanan bu tablo, bize bir kez daha şunu hatırlatıyor: Hukuku savunmak elbette önemlidir, ancak hukuku savunabilecek güce sahip olmak daha da önemlidir. Bizden söylemesi…
Bu haber 193 defa okunmuştur

:

:

:

: