Venezuela meselesi artık yalnızca Caracas’ta olup biten bir iktidar kavgası değil. O dosya çoktan kapandı; en azından Batı başkentlerinin zihninde. Asıl soru şu: Venezuela’dan sonra hedefte hangi ülke var?
Uluslararası siyasette “müdahale” kelimesi hiçbir zaman tekil kullanılmaz. Bir yerde başlıyorsa, başka yerlerde devam eder. Çünkü mesele rejim değil; enerji, jeopolitik konum ve itaatkâr yönetimlerdir.
Venezuela, petrolüyle cezalandırıldı. Direndiği için izole edildi. Şimdi aynı senaryonun farklı aktörlerle başka sahnelere taşınması an meselesi.
İlk sırada kim var?
İran.
Yıllardır ambargolarla nefessiz bırakılmaya çalışılan, enerji ve bölgesel güç kapasitesiyle Batı’nın kabusu olan İran. Rejim tartışmaları, insan hakları söylemleri, nükleer dosya… Hepsi aynı masanın süsleri. Asıl hedef, İran’ın bağımsız karar alma yeteneği.
Nikaragua ve Küba.
Latin Amerika’da “itaat etmeyenler kulübü” hâlâ kapanmış değil. Küba yıllardır direniyor, Nikaragua ise Venezuela’nın boşluğunu doldurabilecek potansiyelde görülüyor. Bu ülkeler için “demokrasi” hatırlatmaları artarsa şaşırmayın.
Libya.
Zaten yarım kalmış bir müdahalenin açık dosyası. Petrol var, devlet yok. Biraz daha kaos, biraz daha “istikrar getirme” söylemi… Libya her an yeniden sahneye sürülebilir.
Afrika’nın sessiz hedefleri:
Nijer, Mali, Çad…
Zengin ama yoksul bırakılan ülkeler. Son yıllarda Batı karşıtı reflekslerin artması tesadüf değil. Fransa’nın geri çekildiği her yerde başka bir “istikrar operasyonu” hazırlığı yapılıyor.
Ve elbette Çin ve Rusya ile yakınlaşan her ülke, potansiyel hedef listesindedir. Çünkü mesele demokrasi değil; taraf seçmektir.
Bugün Venezuela, yarın başka bir ülke…
Yöntem aynı, gerekçe değişken.
Uluslararası sistem artık şunu söylüyor:
“Ya bizimlesin ya da sıradasın.”
Bu yüzden mesele Maduro değil, Venezuela değil.
Mesele, kimin bağımsız kalmaya cesaret ettiği.
Ve dünya, bu cesareti gösteren ülkeleri tek tek not ediyor.