Asgari ücrette kısır döngü

Asgari Ücret Saptama Komisyonu’nun oy çokluğuyla aldığı kararla 2026 yılının ilk asgari ücretinin brüt 60 bin 618 TL, net 52 bin 738 TL olarak belirlenmesi, aslında kimseyi memnun etmedi.

Asgari Ücret Saptama Komisyonu’nun oy çokluğuyla aldığı kararla 2026 yılının ilk asgari ücretinin brüt 60 bin 618 TL, net 52 bin 738 TL olarak belirlenmesi, aslında kimseyi memnun etmedi.
İşçi tarafı karara itiraz edeceğini açıkladı; işverenler ise artış oranının yüzde 18,39 olmasına rağmen bu ücretin 1.205 Euro’ya denk geldiğini vurgulayarak KKTC’nin Avrupa Birliği ülkeleri arasında en yüksek 9’uncu brüt asgari ücreti uyguladığını savundu.
Sonuç ortada: Ne alan memnun, ne veren.
Peki sorun nerede? Daha doğrusu, asıl sorun neyi yanlış tartışıyoruz?
Yıllardır aynı hatayı tekrarlıyoruz. Asgari ücret artışı, tek başına bir refah politikası değildir. Hatta yanlış zeminde yapıldığında, refah getirmediği gibi mevcut sorunları daha da derinleştirir. Hükümetlerin temel görevi her asgari ücret döneminde “ne kadar artıracağız” sorusuna cevap aramak değil, halkın yaşam maliyetini kalıcı biçimde nasıl düşüreceğini planlamak olmalıdır.
Bugün geldiğimiz nokta, ekonominin “wage inflation” yani ücret enflasyonuna teslim edildiği noktadır. Ücretler artıyor, maliyetler yükseliyor; maliyetler yükseldikçe fiyatlar artıyor; fiyatlar arttıkça çalışan yeniden ücret artışı talep ediyor. Ortaya çıkan tablo, klasik bir domino etkisi ve tam anlamıyla bir kısır döngüdür. Bu döngünün kazananı yoktur.
Ekonominin en temel ve en acımasız gerçeğini artık kabullenmemiz gerekiyor: Bir ülkeyi içten içe çürüten, toplumsal yaşamı alt üst eden en büyük kanser enflasyondur. Enflasyon sadece rakamlardan ibaret değildir; alım gücünü eritir, gelir dağılımını bozar, toplumsal huzursuzluğu artırır ve geleceğe olan güveni yok eder. Üstelik bunun önemli sebeplerinden biri de kontrolsüz ücret artışlarıdır.
Halkın en büyük şikâyeti açık ve nettir: Hayat pahalılığı. Kira, gıda, elektrik, akaryakıt, eğitim ve sağlık giderleri maaş artışlarını çok kısa sürede anlamsız hale getiriyor. Bugün asgari ücrette yapılan artış, daha çalışan cebine girmeden market raflarına, faturalara ve kiralara zam olarak geri dönüyor. Böyle bir ortamda “asgari ücreti artırdık” demek, sorunu çözmek değil, ertelemektir.
Oysa gerçek çözüm bellidir. Devlet, fiyat oluşum mekanizmalarını denetlemek, temel tüketim maddelerinde maliyetleri düşürmek, enerji ve girdi fiyatlarını kontrol altına almak zorundadır. Vergi politikaları, teşvikler ve etkin denetim mekanizmaları olmadan sadece ücret artırarak refah sağlanamaz. Aksi halde bugün 52 bin TL olan net asgari ücret, yarın 70 bin TL olsa bile halk yine geçinemeyecektir.
Sonuç olarak, asgari ücret tartışmalarını rakamlarla değil, yaşam maliyetiyle birlikte ele almak zorundayız. Ücret artışı bir araçtır, amaç değil. Amaç, halkın insanca yaşayabileceği, öngörülebilir ve istikrarlı bir ekonomik düzen kurmaktır. Hayatı ucuzlatmadan, enflasyonu dizginlemeden ve üretimi güçlendirmeden atılan her adım, sadece bu kısır döngüyü biraz daha hızlandırır. Bizden söylemesi…
Bu haber 94 defa okunmuştur

:

:

:

: