Kıbrıs’ta tehlike çanları!

Orta Doğu’da yine savaş tamtamları çalıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahale seçeneğini masada tuttuğuna dair haberler, sadece Tahran’ı değil tüm bölgeyi diken üstünde tutuyor.

Orta Doğu’da yine savaş tamtamları çalıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahale seçeneğini masada tuttuğuna dair haberler, sadece Tahran’ı değil tüm bölgeyi diken üstünde tutuyor.
İsrail ve Suudi Arabistan’dan üst düzey askeri ve istihbarat heyetlerinin Washington’a akın etmesi, bu gerilimin sıradan bir diplomatik manevra olmadığını açıkça gösteriyor. Tahran Belediye Başkanı Alireza Zakani’nin “savaş ihtimaline karşı” yeni sığınaklar inşa edeceklerini açıklaması ise işin artık söylem boyutunu aştığını, fiili hazırlık aşamasına geçtiğini ortaya koyuyor.
Bu atmosfer, sadece İran’ı, İsrail’i ya da Körfez’i ilgilendirmiyor. Doğu Akdeniz’in kalbinde yer alan Kıbrıs adası da bu fırtınanın tam ortasına doğru sürükleniyor. Güney Kıbrıs’ta bulunan İngiliz üslerinin, olası bir savaş senaryosunda ABD ve İsrail tarafından aktif şekilde kullanılacağı artık bir sır değil. Bu üsler, sadece askeri lojistik noktaları değil; aynı zamanda adayı doğrudan hedef haline getiren stratejik merkezlerdir. Yani savaş, coğrafi olarak Orta Doğu’da başlasa bile, etkisi Kıbrıs kıyılarına çoktan ulaşmış durumda.
Daha da tehlikelisi, Güney Kıbrıs yönetiminin bu süreci adeta teşvik eden bir çizgi izlemesi. Son yıllarda Türkiye karşıtlığı üzerinden şekillenen askeri strateji, adayı “tarafsız bir ada” olmaktan çıkarıp büyük güçlerin operasyon sahasına dönüştürüyor. Bu, sadece politik bir tercih değil; halkın güvenliğini doğrudan riske atan tarihsel bir sorumsuzluktur.
Rum lider Hristodulidis, ateşle oynandığının farkına varmalı. Büyük güçlerin planlarında “müttefik” olarak görünen ülkeler, kriz anlarında ilk gözden çıkarılan coğrafyalar olur. Güney Kıbrıs bugün ABD ve İsrail için bir “stratejik nokta” olabilir; ama yarın bir çatışma başladığında ilk hedeflerden biri olma ihtimali de aynı derecede gerçektir.
Kıbrıs, tarih boyunca savaşların değil barışın adası olarak anılmalıydı. Ancak bugün gelinen noktada ada, bölgesel hesaplaşmaların askeri platformuna dönüştürülüyor. Bu sadece Türk tarafı için değil, Rum halkı için de büyük bir tehdittir. Çünkü füze, bomba ve savaş uçakları etnik kimlik ayırt etmez.
Kısacası, Orta Doğu’da yükselen savaş ihtimali Kıbrıs’ı da ateş çemberinin içine çekiyor. Güney Kıbrıs yönetimi, kısa vadeli siyasi hesaplar ve Türkiye karşıtlığı üzerinden yürüttüğü politikalarla adayı güvenli bir gelecekten uzaklaştırıyor.
Hristodulidis’in yapması gereken şey nettir: Ateşle oynamayı bırakmaktır. Aksi halde ada namlunun ucuna gelir. Bizden söylemesi…
Bu haber 42 defa okunmuştur

:

:

:

: