ABD’nin SDG’den Neden Vazgeçti

Suriye’nin kuzeyinde son on yılda yaşananlar, büyük güçlerin bölgeye nasıl baktığını anlamak açısından öğretici bir örnek sunuyor. 2026 Ocak ayında ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) desteğini fiilen çekmesi, birçok kesim için “ani” bir karar gibi algılansa da, aslında bu adım uzun süredir biriken stratejik tercihler zincirinin son halkasıydı. Bugün tartışılması gereken soru, ABD’nin neden vazgeçtiğinden çok, neden bu noktaya gelindiğidir.

Suriye’nin kuzeyinde son on yılda yaşananlar, büyük güçlerin bölgeye nasıl baktığını anlamak açısından öğretici bir örnek sunuyor. 2026 Ocak ayında ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) desteğini fiilen çekmesi, birçok kesim için “ani” bir karar gibi algılansa da, aslında bu adım uzun süredir biriken stratejik tercihler zincirinin son halkasıydı. Bugün tartışılması gereken soru, ABD’nin neden vazgeçtiğinden çok, neden bu noktaya gelindiğidir.

ABD–SDG ilişkisi, hiçbir zaman eşit ortaklığa dayanan bir ittifak olmadı. Bu ilişki, IŞİD’le mücadele gibi somut ve sınırlı bir hedef üzerine kuruldu. Washington açısından SDG, sahada Amerikan askerlerinin yerini alabilecek işlevsel bir güçtü. Ne daha fazlası ne de daha azı. Sorun, bu askeri işbirliğinin zamanla siyasi bir projeye dönüşmesi beklentisiydi. SDG, ABD’nin askeri varlığını kalıcı bir güvence olarak okudu; oysa ABD için bu varlık her zaman geçici ve koşulluydu.

Zaman içinde sahadaki koşullar değişti. IŞİD’in askeri kapasitesi büyük ölçüde kırıldı, Suriye’de merkezi yönetim yeniden güç kazandı ve Şam, uluslararası sistemle yeniden temas kurmaya başladı. Bu tablo, ABD’nin “vekil güç” ihtiyacını azalttı. Bir devletle muhatap olmak, bir silahlı örgütle muhatap olmaktan daha az riskli ve daha öngörülebilir hale geldi. Dolayısıyla Washington, maliyeti artan bir ortaklığı sürdürmek yerine, stratejik önceliklerini güncellemeyi tercih etti.

Bu tercihte Türkiye faktörünü görmezden gelmek mümkün değil. SDG’ye verilen destek, yıllardır Ankara–Washington hattında ciddi bir gerilim başlığıydı. NATO müttefiki bir ülkenin güvenlik kaygılarının sürekli ertelenmesi, ABD açısından sürdürülebilir değildi. Yeni dönemde ABD, Ortadoğu’da askeri yükünü azaltmayı ve bölgesel aktörlerle çalışmayı öne çıkaran bir çizgiye yöneliyor. Bu çerçevede Türkiye gibi devletler öne çıkarken, SDG gibi yapılar geri planda kalıyor.

SDG açısından bakıldığında ise yaşananlar kaçınılmaz bir hayal kırıklığı yarattı. ABD desteği çekildiğinde, örgütün sahadaki hareket alanı daraldı; Arap aşiretlerinin mesafesi ve Şam’ın askeri baskısı, özerklik iddialarını fiilen boşa çıkardı. Bugün gelinen noktada “entegrasyon” söylemi, birçok SDG mensubu için bir tercih değil, zorunluluk olarak görülüyor.

Bu tablo, büyük güçlerin duygusal değil, çıkar temelli hareket ettiğini bir kez daha gösteriyor. ABD’nin SDG’den vazgeçmesi, ahlaki bir tartışmadan ziyade stratejik bir hesaplamanın sonucu. Suriye sahasında artık yeni bir denge kuruluyor ve bu dengede silahlı vekil yapıların alanı daralıyor.

Sonuç olarak, ABD’nin SDG’den çekilmesi bir son olduğu kadar bir uyarıdır da. Bölgedeki tüm aktörler için mesaj nettir: Büyük güçlerin desteği kalıcı değil, koşulludur. Gerçek güvence, dış aktörlerin vaatlerinde değil, bölgesel uzlaşı ve gerçekçi siyaset zemininde aranmalıdır.

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
Akademisyen,
KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili




Bu haber 9 defa okunmuştur

:

:

:

: