Avrupa’nın tuhaf mantığı!

Dün yapılan iki açıklama, Avrupa Birliği’nin hem Kıbrıs meselesinde hem de Türkiye’nin bölgedeki rolüne bakışında ciddi bir zihinsel tutarsızlık yaşadığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Dün yapılan iki açıklama, Avrupa Birliği’nin hem Kıbrıs meselesinde hem de Türkiye’nin bölgedeki rolüne bakışında ciddi bir zihinsel tutarsızlık yaşadığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in adaya yaptığı ziyaretlerde Kuzey Kıbrıs’a geçmemesini “taraflı olmanın ötesinde tuhaf” olarak nitelendirmesi, aslında yıllardır dile getirilen bir rahatsızlığın özetidir.
Düşünün ki, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Johannes Hahn, daha dört hafta önce Cumhurbaşkanlığı’nda yemekli bir toplantıya katılıyor; diplomatik temaslar, diyalog ve karşılıklı anlayış mesajları veriliyor.
Aradan bir ay geçmeden AB’nin en tepe ismi adaya geliyor ama fiilen adanın yarısını yok saymayı tercih ediyor. Bu, yalnızca diplomatik bir nezaketsizlik değil; aynı zamanda AB’nin “eşitlik” ve “diyalog” söylemleriyle açıkça çelişen bir tavır.
Bu tabloya bir de ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın sözlerini eklediğimizde, Avrupa’nın içine düştüğü çelişki daha da belirginleşiyor. Barrack’ın ifadesiyle, Avrupa Türkiye’ye bir yandan “NATO üyesisin, bizi savun” diyor, diğer yandan Rusya korkusuyla Türkiye’nin güçlü, donanımlı ve modern bir orduya sahip olmasını istemiyor.
Büyükelçinin bu durumu “delilik” olarak tanımlaması, aslında sert ama isabetli bir teşhis.
Avrupa’nın yaklaşımı şu soruyu kaçınılmaz kılıyor: Türkiye güçlü olsun mu, olmasın mı? Bölgesel güvenliğin yükünü taşısın mı, yoksa yalnızca ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan bir tampon ülke olarak mı kalsın?
Benzer bir mantık Kıbrıs’ta da karşımıza çıkıyor. “Çözüm” ve “barış” vurgusu yapılırken, adadaki Türk tarafının siyasi iradesi ve meşru muhataplığı görmezden geliniyor.
Bu tutarsızlıklar sadece Türkiye’yi ve Kıbrıs Türklerini ilgilendiren sorunlar değildir. Asıl risk, Avrupa Birliği’nin kendi geleceği açısından ortaya çıkmaktadır. Stratejik akıldan uzak, korkularla şekillenen ve çifte standartlara dayalı bir politika, AB’yi küresel bir aktör olmaktan giderek uzaklaştırır. Güvenlikten diplomasiye, enerjiden savunmaya kadar pek çok alanda Türkiye’yi dışlayan ya da zayıf görmek isteyen bir Avrupa, kendi ayağına kurşun sıkmaktadır.
Sonuç olarak, Erhürman’ın “tuhaf” dediği, Barrack’ın ise “delilik” olarak nitelendirdiği bu yaklaşım, aynı sorunun iki farklı tezahürüdür. Avrupa Birliği, ya gerçekçi ve tutarlı bir strateji geliştirecek ya da çelişkileriyle birlikte kendi etkisizliğini büyütmeye devam edecektir.
Görünen o ki, mesele yalnızca Kıbrıs ya da Türkiye değil; mesele Avrupa’nın hâlâ akılcı bir gelecek tasavvuruna sahip olup olmadığıdır. Bizden söylemesi…
Bu haber 30 defa okunmuştur

:

:

:

: