Yargı reformu ertelenemez!

Yargı reformu tartışmaları çoğu zaman siyasi kamplaşmaların gölgesinde yürür. Geçmiş dönemde yapılan tartışmalarda da böyle oldu ve yargının istediği değişiklikler son seçimde hayata geçmedi.

Yargı reformu tartışmaları çoğu zaman siyasi kamplaşmaların gölgesinde yürür. Geçmiş dönemde yapılan tartışmalarda da böyle oldu ve yargının istediği değişiklikler son seçimde hayata geçmedi.
Oysa yargı, doğası gereği bu tartışmaların dışında tutulması gereken, devletin en temel direklerinden biridir.
Yüksek Mahkeme Başkanı Bertan Özerdağ’ın son açıklamaları, tam da bu noktada soğukkanlı ve gerçekçi bir çerçeve sunuyor.
Özerdağ’ın altını çizdiği en önemli husus, reform sürecinin politikleşmemesi gerekliliğidir. Ülkenin 2026 itibarıyla bir seçim atmosferine gireceği gerçeği ortadayken, yargıya ilişkin düzenlemelerin bugünden ele alınması bir tercih değil, zorunluluktur.
Aksi hâlde her düzenleme, ister istemez seçim hesaplarının parçası hâline gelir ve yargıya duyulan güven zedelenir.
Burada mesele bir iktidar-muhalefet çekişmesi değildir. Mesele, artan nüfus, büyüyen ekonomi ve katlanan dava sayıları karşısında mevcut yargı yapısının artık yetmez hâle gelmiş olmasıdır.
1985’te günde ortalama 10 dosya ile çalışan Yüksek Mahkeme’nin bugün 30 dosyaya bakmak zorunda kalması bir algı değil, Başkan Özerdağ’ın da ifade ettiği gibi matematiksel bir gerçektir. Sekiz yargıçla yürütülen bu devasa iş yükünün sürdürülebilir olmadığı açıktır.
Bu nedenle Yüksek Mahkeme yargıç sayısının artırılması, “yargıyı büyütmek” değil, yargıyı ayakta tutmak anlamına gelir. Hukuk, aile, ceza ve idari davalar için ayrı heyetlerin oluşturulması; hem uzmanlaşmayı artıracak hem de karar süreçlerini hızlandıracaktır. Bu, kısa vadeli bir rahatlama değil, önümüzdeki 50–100 yılı kapsayacak yapısal bir yatırımdır.
Elbette ideal olan, bu reformun Meclis’te geniş bir uzlaşıyla hayata geçirilmesidir. Ancak uzlaşı sağlanamıyorsa, halkın iradesine başvurmak da demokratik bir seçenektir. Çünkü yargı reformu, bir partinin değil, toplumun tamamının meselesidir.
Yargı siyasete eşit mesafededir; öyle olmak zorundadır. Yargıyı güçlendirmek, iktidarı ya da muhalefeti değil, devleti ve vatandaşın adalet duygusunu güçlendirir. Bugün atılmayan her adım, yarın daha büyük bir bedel olarak karşımıza çıkacaktır.
Yargı reformu bir tercih değil, ertelenemez bir zorunluluktur. Ve bu zorunluluk, siyasetin değil aklın, hesapların değil hukukun rehberliğinde ele alınmalıdır. Bizden söylemesi…
Bu haber 9 defa okunmuştur

:

:

:

: