Hayat pahalılığı dar gelirli vatandaşı canından bezdirdi

Hayat pahalılığı hız kesmiyor.

Hayat pahalılığı hız kesmiyor.
İstatistik Kurumu verileri ortada: Tüketici Fiyat Endeksi aylık yüzde 1,97, yıllık bazda ise yüzde 39,40 artmış durumda. Daha da çarpıcı olan, ana harcama grupları içinde bir ayda yüzde 11,40 artış gösteren haberleşme kalemi. Yani artık konuşmak bile pahalı.
504 mal ve hizmetten 114’ünün fiyatı düşmüş olabilir. Peki geriye kalanlar? Halkın sofrasına, cebine, gündelik yaşamına dokunan kalemlerde hissedilen artış, istatistik tablosundaki yüzdelerden çok daha yakıcı.
Asgari ücret açıklandı, evet.
Ama daha zamlı maaş cebe girmeden eridi. Çünkü bu ülkede ücret artışları artık refah artışı anlamına gelmiyor, sadece gecikmiş bir telafi işlevi görüyor.
Burada artık bir gerçeği kabullenmek zorundayız:
Bir ülkeyi saran, toplumsal yaşamı altüst eden en büyük kanser enflasyondur.
Üstelik bu kanser kendi kendini besleyen bir döngüye dönüşmüş durumda. Ekonomide “wage inflation” olarak bilinen maaş enflasyonu, zincirleme bir etki yaratıyor. Maaşlar artırılıyor, maliyetler yükseliyor, fiyatlar artıyor. Fiyatlar arttıkça yeni maaş zamları kaçınılmaz hale geliyor. Sonuç? Kırılması zor, hatta şu an için kırılmak istenmeyen bir kısır döngü.
Oysa halkın en temel ve en yaygın şikâyeti çok net:
Hayat pahalılığı.
Bugün pazara çıkan, faturasını ödeyen, çocuğunu okula gönderen herkes aynı soruyu soruyor: “Benim alım gücüm neden sürekli düşüyor?”
Ve bu sorunun cevabı, ne yazık ki uygulanan mevcut politikalarda bulunamıyor.
Çünkü şu an izlenen ekonomi politikası, hayat pahalılığını önlemeye değil, onunla yaşamaya alıştırmaya dayanıyor. Oysa ekonomi biliminin en temel ilkesi şudur:
En iyi tedavi, tedbirdir.
Ama bugün tedavi konuşuluyor, tedbir yok.
Yangın çıktıktan sonra hortum arıyoruz; yangının neden çıktığını sorgulamıyoruz.
Daha acısı ne biliyor musunuz?
Yaşanan onca krize rağmen hâlâ ders alınmıyor. Aynı reçeteler, aynı söylemler, aynı sonuçlar… Sadece rakamlar büyüyor, vatandaşın umudu küçülüyor.
Peki bugün durum değişti mi?
Ders alabildik mi?
Elbette hayır.
Değişen tek şey, hayatın biraz daha pahalı, sabrın biraz daha zor, geleceğin ise biraz daha belirsiz hale gelmiş olması. Ve bu tabloyu “geçici” diyerek açıklamak, artık kimseyi ikna etmiyor.
Çünkü geçici olan hiçbir şey, bu kadar kalıcı iz bırakmaz. Bizden söylemesi…
Bu haber 34 defa okunmuştur

:

:

:

: