Nikah masası…

Kıbrıs müzakerelerinde kullanılan dil, çoğu zaman niyetleri ele verir. Rum müzakereci Menelaos Menelau’nun, Kıbrıs Türk tarafının sunduğu önerileri “evlilik öncesi boşanma protokolü” olarak nitelemesi de tam olarak böyle.

Kıbrıs müzakerelerinde kullanılan dil, çoğu zaman niyetleri ele verir. Rum müzakereci Menelaos Menelau’nun, Kıbrıs Türk tarafının sunduğu önerileri “evlilik öncesi boşanma protokolü” olarak nitelemesi de tam olarak böyle.
Bu benzetme, uzlaşmayı güçlendirmediği iddia edilen önerilerden çok, Rum tarafının müzakere masasına bakışını ele veriyor. Zira ortada bir evlilik iradesi yokken, boşanma protokolünden söz etmek en hafif tabirle samimiyetsizliktir.
Cumhurbaşkanı Erhürman’ın müzakere metodolojisine ilişkin ortaya koyduğu dört madde, esasında yeni ya da uç talepler değildir. Aksine, yıllardır Birleşmiş Milletler parametrelerinde yer alan, defalarca teyit edilmiş temel ilkelerin bir hatırlatmasıdır.
Buna rağmen Rum tarafının bu maddeleri “ön kabul” ya da “ayrılıkçı zemin” gibi sunması, sorunun önerilerin içeriğinden ziyade, önerilerin bağlayıcılığında yattığını göstermektedir.
Özellikle “siyasi eşitlik” meselesi, Rum tarafının ezberden konuştuğu ama içini doldurmaktan ısrarla kaçındığı bir başlıktır. Erhürman’ın da açıkça ifade ettiği gibi, dönüşümlü başkanlığın olmadığı bir düzende siyasi eşitlikten söz etmek mümkün değildir.
Eğer Rum tarafı gerçekten bu ilkenin üç maddesini kabul etmiş olsaydı, bu zaten çoktan kamuoyuna açıklanırdı. Açıklanmamasının nedeni, ortada kabul edilmiş bir uzlaşı olmamasıdır.
Evlilik metaforu üzerinden devam edeceksek, bazı gerçekleri hatırlamakta fayda var. Bu “gelin”, damadı iki kez nikâh masasında terk etmiştir.
İlki 2004 Annan Planı’nda, Kıbrıs Türk tarafı yüzde 65 “evet” derken Rum tarafının masadan kalkmasıyla yaşanmıştır. İkincisi ise 2017 Crans Montana’da, siyasi eşitlik ve güvenlik başlıklarında son anda geri adım atılmasıyla tekrarlanmıştır.
Böyle bir sicile sahip olan tarafın, bugün “boşanma protokolü” edebiyatı yapması inandırıcı değildir.
Üstelik bu iki tarafın ilk evliliği de değildir. 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti ortaklığı, daha üç yıl geçmeden Rum tarafının silahlı dayatmalarıyla fiilen sona ermiş; 1974’te ise tamamen dağılmıştır.
Kıbrıs Türk halkı, bu tarihsel deneyimlerden sonra yeni bir ortaklığı “iyi niyet beyanlarıyla” değil, sağlam güvencelerle kurmak istemektedir. Bunun adı uzlaşmazlık değil, akılcı temkinliliktir.
Bugün Kıbrıs Türk tarafının yaptığı tam olarak budur: Bir kez daha kandırılmamak, bir kez daha masadan itilmemek için, olası bir anlaşmanın çerçevesini en baştan netleştirmek. Eğer Rum tarafı bunu “boşanma protokolü” olarak görüyorsa, asıl sorun Türk tarafının talepleri değil, Rum tarafının eşitliği içselleştirememesidir.
Nikâh masasına gerçekten oturmaya niyeti olmayan bir tarafın, evlilikten söz etmesi de, boşanmadan yakınması da kimseyi ikna etmez. Bizden söylemesi…
Bu haber 32 defa okunmuştur

:

:

:

: