Sağlıkta tartışmanın bedelini kim ödüyor?

Sağlık sistemi üzerine her tartışma dönüp dolaşıp aynı yerde düğümleniyor: Hasta hastaneye gittiğinde karşısında hekim bulabilecek mi, bulamayacak mı?

Sağlık sistemi üzerine her tartışma dönüp dolaşıp aynı yerde düğümleniyor: Hasta hastaneye gittiğinde karşısında hekim bulabilecek mi, bulamayacak mı?
Bugün yaşanan grevler, açıklamalar ve karşılıklı suçlamalar arasında cevabı en net olan soru da bu aslında. Olan yine halka oluyor.

Hekimler Sendikası’nın, Sağlık Bakanlığı’nın sorunlara çözüm üretmediği gerekçesiyle acil ve kritik birimler dışında bir günlük grev kararı alması, sağlık hizmetlerinin ne kadar kırılgan bir zeminde yürüdüğünü bir kez daha gösterdi.
Kamuda çalışan hekimlerin kısa aralıklarla greve gitmesi, yalnızca bir sendikal eylem değil; doğrudan kamusal sağlık hizmetlerinin sürekliliğini etkileyen bir durumdur. Bu noktada ideolojik ya da mesleki pozisyonlardan bağımsız olarak şunu söylemek gerekir: Sağlık hizmeti aksadığında bedeli ödeyen ne bakanlık ne sendikadır, doğrudan hastadır.
Evet, kamusal sağlık hizmetleri yıllardır plansızlık ve altyapı eksiklikleriyle zayıflatılmış durumda. Ancak bu tespitin yanına şunu eklemek zorundayız: Plansızlığın ve zafiyetin bedelini hasta öderken, çözüm tartışmaları da hasta yok sayılarak yapılamaz. “Haklıyız” demek, boş bir poliklinikte sıra bekleyen, çocuğuyla doktor arayan yurttaş için hiçbir anlam ifade etmiyor.
Sağlık Bakanı Hakan Dinçyürek’in vurguladığı nokta ise tartışmanın belki de en somut tarafı: Mesai. Kamuda çalışan bir hekimin mesai saatleri içinde görev yerinde bulunması ve hizmet vermesi, olağanüstü bir talep değil; kamusal görevin en temel gereğidir. Vatandaş, mesai saatleri içinde kendisini muayene edecek hekimi hastanede bulmak ister. Bu beklenti ne lüks ne de haksızdır.
Kamu hastanelerinde yıllardır fiilen uygulanmayan tam gün mesai düzeni, hastaların özel sağlık kuruluşlarına yönlendirilmesine yol açmıştır. Bu durum, kamusal sağlık hizmetinin içinin boşalmasına ve eşitsizliğin derinleşmesine neden olmaktadır. Parası olanın doktora ulaştığı, olmayanın ise kapı kapı dolaştığı bir sistem sürdürülebilir değildir.
Burada mesele hekimlerin özverisini, emeğini ya da hak taleplerini yok saymak değildir. Aksine, sağlıkta gerçek reform, hekimlerin insan onuruna yakışır koşullarda çalıştığı, emeğinin karşılığını aldığı ve aynı zamanda hastanın da hizmete kesintisiz erişebildiği bir düzenle mümkündür. Ancak bu düzenin ön şartı nettir: Kamu görevinde olan herkes gibi hekimler de mesai saatleri boyunca görev yerinde olmalıdır.
Sağlıkta reform ertelenemez bir ihtiyaçtır; fakat bu reformun merkezinde hasta olmak zorundadır. Grevlerle, polemiklerle, karşılıklı restleşmelerle geçen her gün, hastanede doktor bulamayan bir yurttaşın öfkesini ve umutsuzluğunu büyütüyor. Kim haklı, kim haksız tartışması hasta koridorlarında yapılmaz. Orada yalnızca bir gerçek vardır: Sağlık hizmeti aksıyorsa, sistem yanlıştır.

Bu nedenle Sağlık Bakanlığı’nın tam gün mesai konusundaki ısrarı doğrudur. Kamusal sağlık hizmetinin yeniden ayağa kalkması, ancak kamunun gerçekten “tam gün” çalışmasıyla mümkün olabilir. Bizden söylemesi…
Bu haber 8 defa okunmuştur

:

:

:

: