Bugün içinde bulunduğumuz coğrafya için takvimde sıradan bir gün değil. Aynı güne sıkışan üç kritik temas, Doğu Akdeniz’den Orta Doğu’ya, oradan Kıbrıs’a uzanan jeopolitik hattın yeniden şekillendiğini gösteriyor. Tesadüf mü? Elbette değil.
Bugün içinde bulunduğumuz coğrafya için takvimde sıradan bir gün değil. Aynı güne sıkışan üç kritik temas, Doğu Akdeniz’den Orta Doğu’ya, oradan Kıbrıs’a uzanan jeopolitik hattın yeniden şekillendiğini gösteriyor. Tesadüf mü? Elbette değil.
İlk durak Ankara. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Miçotakis, iki yıl aradan sonra yeniden bir araya geliyor. Görüşme öncesinde Rum Yönetimi lideri Hristodulidis’in Miçotakis ile yaptığı telefon görüşmesi, Rum basınına da yansıdı. Konu net: Kıbrıs’taki son gelişmeler ve müzakerelerin yeniden başlatılmasına yönelik arayışlar.
Bu tablo bize şunu söylüyor: Ankara’daki görüşmede Kıbrıs, tali bir başlık değil; masanın tam ortasında olacak.
Günün ikinci önemli buluşması ise Washington hattında. ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun görüşmesi, Tahran’la müzakerelerin yeniden gündeme geldiği, bölgenin adeta barut fıçısına döndüğü bir dönemde yapılıyor.
İsrail’in İran’a yönelik tek taraflı bir saldırı ihtimali masada. Ancak Trump’ın açık bir savaş istemediği de biliniyor. Gazze ve İran başlıklarının yanı sıra, Doğu Akdeniz denkleminin ve dolayısıyla Kıbrıs’ın bu görüşmede gündem dışı kalması beklenmemeli.
Üçüncü ve belki de en dikkat çekici toplantı New York’ta gerçekleşiyor. Cumhurbaşkanı Erhürman ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres’in görüşmesi, alışıldık BM rutinlerinin ötesinde bir anlam taşıyor. Bu toplantıda Erhürman’ın, Kıbrıs Türk tarafının dört maddelik müzakere metodolojisini anlatacağı ifade ediliyor. BM’nin Kıbrıs’ta eski ağırlığını kaybettiğinin farkında olduğu bir dönemde, bu temas başlı başına yeni bir arayışın işareti.
Aylar önce Star Kıbrıs’ta kaleme aldığımız “Kıbrıs’ta Trump formülü” yazısında dikkat çektiğimiz süreç, adım adım hayata geçiyor. Trump, Venezuela ve Ukrayna dosyalarının ardından Orta Doğu’ya yöneldi. Orta Doğu’nun hemen sonrasında ise sırada Doğu Akdeniz var. Bu hattın kilit noktalarından biri de hiç kuşkusuz Kıbrıs.
ABD Başkanı’nın Kıbrıs’a ilgisinin birinci nedeni açık: Ada etrafındaki enerji yatakları. Enerji, Trump’ın dış politika ajandasının omurgasını oluşturuyor. Ancak bu planın olmazsa olmaz aktörü Türkiye. Trump ile Erdoğan arasındaki güçlü ilişki, Washington’un bölge hesaplarında Ankara’yı vazgeçilmez kılıyor. “Kazan-kazan” prensibiyle ilerleyen bu yaklaşım, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki çıkarlarının göz ardı edilmesini imkânsız hale getiriyor.
Şunun altını özellikle çizmek gerekir: Türkiye, böylesine büyük bir uluslararası pazarlıkta Kıbrıs Türkünü masada bırakacak ya da feda edecek bir ülke değildir. Ankara’nın Kıbrıs politikası, konjonktürel değil; stratejiktir. Bugün aynı güne denk gelen bu üç toplantı, Kıbrıs’ta alışıldık statükonun sorgulandığını ve yeni bir viraja girildiğini gösteriyor.
Önümüzdeki günlerde Doğu Akdeniz’de taşlar yerinden oynayabilir. Önemli olan, bu keskin viraj alınırken Kıbrıs Türk tarafının iradesinin, haklarının ve güvenliğinin masada güçlü bir şekilde temsil edilmesidir. Görünen o ki, bugün atılan adımlar yarının Kıbrıs’ını belirleyecek. Bizden söylemesi…