YDP Genel Başkanı Erhan Arıklı’nın, üç ayrı başbakanla çalışmış bir isim olarak yaptığı değerlendirme dikkat çekicidir. Arıklı, Ünal Üstel hükümetini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti siyasi tarihinin en uzun ömürlü ve istikrarlı hükümeti olarak tanımlıyor. Dahası, hükümet içindeki krizlerin “bir ağabey edasıyla” çözüldüğünü vurguluyor.
YDP Genel Başkanı Erhan Arıklı’nın, üç ayrı başbakanla çalışmış bir isim olarak yaptığı değerlendirme dikkat çekicidir. Arıklı, Ünal Üstel hükümetini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti siyasi tarihinin en uzun ömürlü ve istikrarlı hükümeti olarak tanımlıyor. Dahası, hükümet içindeki krizlerin “bir ağabey edasıyla” çözüldüğünü vurguluyor.
Bu ifadeler yalnızca kişisel bir takdir beyanı değildir; aynı zamanda KKTC siyasetinde uzun süredir hissedilen bir ihtiyaca işaret ediyor: Sürdürülebilir istikrar.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde geçmişte yaşanan kısa ömürlü koalisyonlar, erken seçimler ve sık değişen yönetim yapıları; devlet politikalarının sürekliliğini zorlaştırmış, reformların tamamlanmasını güçleştirmiştir. Oysa devlet yönetiminde asıl mesele, günü kurtarmak değil; orta ve uzun vadeli hedefleri kararlılıkla uygulayabilmektir.
İstikrarın ilk etkisi ekonomide görülür. Yatırımcı belirsizlik sevmez. Piyasa, öngörülebilirlik ister. Uzun ömürlü hükümetler; yarım kalan projeler yerine tamamlanan yatırımlar, ertelenen reformlar yerine sonuç alınan programlar demektir. Bu da doğrudan güven üretir.
İkinci önemli boyut ise dış ilişkilerde ortaya çıkar. Arıklı’nın da vurguladığı gibi Türkiye ile kurulan güçlü ve yapıcı ilişkiler, KKTC’nin birçok sorununun çözümünde kritik rol oynamaktadır. Sürekli değişen muhataplar yerine istikrarlı bir yönetim yapısı, Ankara ile yürütülen temaslarda süreklilik ve güven sağlar. Taleplerin samimi, gerekçeli ve tutarlı bir zeminde iletilmesi; diplomatik ilişkilerde karşılık bulma ihtimalini artırır.
Ancak burada önemli bir denge vardır. Uzun ömürlü olmak tek başına bir başarı ölçütü değildir. Asıl başarı; bu süreyi reformla, şeffaflıkla ve toplumsal uzlaşıyla taçlandırabilmektir. İstikrar, durağanlık anlamına gelmemelidir. Aksine; krizleri yönetebilme, ortak aklı işletme ve siyasi olgunluk sergileme kapasitesiyle desteklenmelidir.
Toplumlar artık yalnızca güçlü liderlik değil, öngörülebilir ve hesap verebilir yönetim anlayışı talep etmektedir. Çünkü güven; söylemle değil, süreklilikle inşa edilir.
Sonuç olarak, uzun ömürlü ve istikrarlı hükümetler bir ülke için avantajdır. Fakat bu avantajın kalıcı kazanıma dönüşmesi; yönetim kalitesi, reform iradesi ve toplumsal kapsayıcılıkla mümkündür. İstikrar bir siyasi slogan değil, bir devlet ciddiyetidir. Bizden söylemesi…