Son dönemde dünya siyasetinde ortaya çıkan güçlü jeopolitik kırılmalar, sadece Doğu-Batı ayrımıyla açıklanamayacak kadar karmaşık bir tabloyu işaret ediyor: Doğu, Batı ve özellikle ABD günümüzün üç ana güç odağı olarak öne çıkıyor.
Son dönemde dünya siyasetinde ortaya çıkan güçlü jeopolitik kırılmalar, sadece Doğu-Batı ayrımıyla açıklanamayacak kadar karmaşık bir tabloyu işaret ediyor: Doğu, Batı ve özellikle ABD günümüzün üç ana güç odağı olarak öne çıkıyor.
ABD, hem Batı’yı domine ettiğini hem de kendi dış politik çıkarlarını tek başına uygulama iradesini ortaya koyuyor. Ukrayna’daki derin fikir ayrılıkları ve İran’daki kriz gibi gelişmeler bu yeni global dengenin göstergesi olurken, Gazze meselesinden Kıbrıs’a kadar bölgesel dengeler yeniden şekilleniyor.
ABD, Avrupa Birliği ile pek çok konuda farklı politikalar izliyor; Ukrayna ve İran krizlerinde yaşanan fikir ayrılıkları bunu net gösterdi. Buna paralel olarak Gazze’ye ilişkin tutumlar da ABD ile AB arasında büyük farklar barındırıyor. Bununla birlikte Washington’ın NATO içindeki politikaları da Türkiye gibi kilit müttefiklere odaklanıyor; geleneksel bir NATO dayanışmasından çok ikili ilişkilere dayalı bir strateji yürütüldüğü izlenimi var. Bu durum ABD’nin AB üzerindeki jeopolitik ağırlığını sorgulayan bir zemini beraberinde getiriyor.
Gazze’deki gelişmelerin sadece Filistin coğrafyası ile sınırlı kalmayacağı, bölgesel jeopolitik dengeleri etkileyebileceği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Girne Amerikan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ata Atun, Gazze sonrası gündemin Doğu Akdeniz’e kayabileceğini ve bu bağlamda Kıbrıs’ın da yeni denklemin bir parçası haline gelebileceğini ifade etti. Atun’a göre ABD, doğrudan Türkiye’yi karşısına alan bir Kıbrıs planı üretmek yerine, Türkiye’yi memnun eden bir formül arayacak bir yaklaşıma sahip olabilir.
Bu tespit, Washington’ın bölgesel ihtiyaçlarını yeniden şekillendirirken Ankara’nın stratejik önemini de göz önünde bulundurduğunu gösteriyor. Türkiye, NATO içinde hâlâ kritik bir rol oynadığı gibi, Pentagon açısından da Türkiye’nin varlığı bölgesel istikrar için belirleyici unsur olarak görülüyor.
Atun, Birleşmiş Milletler şemsiyesi dışındaki alternatif mekanizmaların devreye girebileceğini belirterek, BM Barış Gücü’nün adadaki mevcut statüyü değiştirmediğini savundu. Buna göre, yeni dönemde iki tarafın siyasi iradeleriyle şekillenen bir yapının ön plana çıkması muhtemel olabilir; konfederasyon veya iki ayrı devlet modeli gibi farklı çözüm seçenekleri daha ciddi olarak tartışılabilir.
Kıbrıs, artık sadece bir ada sorunu olmaktan çıkıp, jeopolitik rekabetin merkezine yerleşmiş bir alan haline geliyor. Bizden söylemesi…