Muğlak pozisyonlar sahada karşılık üretmez

KKTC Meclisi’nde yaşananlar ile aynı gün İstanbul’dan verilen mesajlar, Kıbrıs meselesine dair iki farklı siyasi tutumu görünür kıldı. Bir yanda gerilim üzerinden kamuoyu mobilizasyonunu önceleyen bir muhalefet refleksi, diğer yanda konuyu devlet politikası ve uluslararası dengeler içinde değerlendiren bir yaklaşım var. Bu fark, meselenin kimin için günlük siyaset, kimin için uzun vadeli çıkarlar üzerinden okunduğunu da gösteriyor.

KKTC Meclisi’nde yaşananlar ile aynı gün İstanbul’dan verilen mesajlar, Kıbrıs meselesine dair iki farklı siyasi tutumu görünür kıldı. Bir yanda gerilim üzerinden kamuoyu mobilizasyonunu önceleyen bir muhalefet refleksi, diğer yanda konuyu devlet politikası ve uluslararası dengeler içinde değerlendiren bir yaklaşım var. Bu fark, meselenin kimin için günlük siyaset, kimin için uzun vadeli çıkarlar üzerinden okunduğunu da gösteriyor.



17 Şubat gecesi başlayıp yaklaşık 19 saat süren fiber optik altyapı protokolü görüşmeleri, alışıldık itiraz başlıklarıyla tıkandı. Yetki devri, egemenlik kaybı ve Anayasa ihlali iddiaları tekrar gündeme taşındı. Oysa tartışılan konu, KKTC’nin dijital altyapısını güçlendirmeyi, kamu hizmetlerini hızlandırmayı ve kurumsal kapasiteyi artırmayı hedefleyen teknik ve stratejik bir yatırımdır. Teknik içeriğin geri plana itilip siyasi gerilimin öne çıkarılması, sağlıklı değerlendirmeyi engelledi.



Sürecin en dikkat çekici anı Meclis kürsüsüne siyah bayrak asılmasıydı. İç tüzüğe aykırı olduğu bilinen bu eylemin sonradan farklı gerekçelerle meşrulaştırılmaya çalışılması, Meclis’in fiilen çalışamaz hale gelmesiyle sonuçlandı. Hükümeti eleştirmekle Meclis’i kilitlemek arasındaki sınırın gözetilmemesi, siyasetin kendisine zarar veriyor. Ülkenin kaybedecek zamanı yok.



Aynı saatlerde İstanbul’da ise farklı bir çerçeve vardı. Hilton İstanbul Maslak’ta düzenlenen Babıali Toplantıları’nda KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Tufan Erhürman’ın konuşması, Kıbrıs meselesinin uluslararası boyutuna ve tarihsel arka planına odaklandı. Siyasi eşitlik vurgusu öne çıkarken, Kıbrıs Türk halkının yıllardır karşı karşıya kaldığı adaletsizlikler ve dışlanmışlık hatırlatıldı.



Babıali geleneği, sözün sorumluluğunun bilindiği bir zemini temsil eder. Kıbrıs meselesi de bu geleneğin her döneminde merkezi bir yerde durmuştur. Çünkü konu yalnızca bir ada meselesi değil, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki dengeleri, güvenliği ve milli çıkarlarıyla doğrudan bağlantılıdır.



Dile getirilen riskler, Ankara’nın uzun süredir işaret ettiği başlıklarla örtüşüyor. Rum tarafının Crans Montana sonrası dönemde adanın tamamını temsil ediyormuş gibi davranmayı sürdürmesi ve yetki paylaşımına kapalı durması çözüm ihtimalini zayıflatıyor. Türkiye’nin garantörlük haklarının tartışmaya açılması ise doğrudan güvenlik boyutu olan bir konudur.



Bu nedenle müzakere, ancak statüsü net ve zemini sağlam bir çerçevede anlam kazanabilir. Müzakere olsun diye müzakere yaklaşımının sonuç üretmediği, geçmiş tecrübelerle sabittir.



Ortaya çıkan tabloyu doğru okumak gerekir. Meclis’te yaşananlar iç siyasetin dar alanında üretilmiş geçici bir krizdir. İstanbul’da dile getirilenler ise uluslararası boyuta dair bir hatırlatmadır. Ancak bu hatırlatmaların, Türkiye’nin resmî Kıbrıs politikasıyla ne ölçüde örtüştüğü sorusu görmezden gelinemez.



Türkiye’nin çizgisi açıktır. İki egemen eşit devlet ve eşit uluslararası statü temelinde çözüm yaklaşımı savunulmaktadır. Bu, yalnızca diplomatik bir tercih değil, Doğu Akdeniz dengeleri ve Kıbrıs Türk halkının geleceğiyle bağlantılı stratejik bir duruştur. Bunun dışındaki muğlak pozisyonlar, iyi niyetli olsa dahi sahada karşılık üretmez.



Bugün ihtiyaç duyulan şey, sembolik hamlelerle gündem kurmak ya da muğlak ifadelerle pozisyon almak değildir. Statüsü net, zemini güçlü ve resmî çizgiyle uyumlu bir duruşun açık biçimde ortaya konulmasıdır. Tarih, sembollerle değil, kararlılıkla savunulan haklarla yazılır. Burada tartışılan, günlük polemikler değil; bir halkın geleceğidir.
Bu haber 32 defa okunmuştur

:

:

:

: