Doğu Akdeniz’de oyun büyüyor!

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun son açıklamaları, Orta Doğu’da taşların yeniden dizildiğini gösteriyor. Hindistan’dan başlayıp Doğu Akdeniz’e uzanan ve Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni de içine alan bir “altıgen ittifak” fikri, sıradan bir diplomatik açılım değildir. Bu, bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendirmeye dönük stratejik bir arayıştır.

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun son açıklamaları, Orta Doğu’da taşların yeniden dizildiğini gösteriyor. Hindistan’dan başlayıp Doğu Akdeniz’e uzanan ve Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni de içine alan bir “altıgen ittifak” fikri, sıradan bir diplomatik açılım değildir. Bu, bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendirmeye dönük stratejik bir arayıştır.
İsrail ve Hint basınında yer alan yorumlarda bu girişimin özellikle Türkiye’nin artan bölgesel etkisine karşı bir dengeleme hamlesi olarak sunulması dikkat çekicidir. Demek ki mesele yalnızca ekonomik iş birliği ya da enerji koridorları değildir; mesele güç projeksiyonudur.
Bu plan çerçevesinde adı geçen ülkeler arasında Hindistan, bazı Arap ve Afrika ülkeleri, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bulunuyor. Coğrafyaya harita üzerinden bakıldığında ortaya çıkan tablo nettir: Türkiye’nin çevresinde, Doğu Akdeniz merkezli bir jeopolitik hat oluşturulmak istenmektedir.
Doğu Akdeniz son yıllarda enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve güvenlik politikaları nedeniyle küresel rekabet alanına dönüşmüştür. Türkiye’nin hem askeri varlığı hem diplomatik hamleleri hem de deniz yetki alanları konusundaki kararlı duruşu, bazı çevrelerde rahatsızlık oluşturmuştur. Şimdi görünen o ki bu rahatsızlık, yeni blok arayışlarını tetiklemektedir.
Bu noktada Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin “kalesi” olarak nitelendirilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hayati bir konumdadır. KKTC sadece bir siyasi mesele değil; aynı zamanda jeostratejik bir realitedir. Ada, Doğu Akdeniz’in merkezinde bir uçak gemisi gibi durmaktadır. Enerji yollarını, deniz ticaretini ve askeri dengeyi etkileyebilecek bir konuma sahiptir.
Türkiye’siz bir KKTC’nin uluslararası baskılar karşısında ayakta kalabilmesi gerçekçi değildir. Bu yalnızca askeri anlamda değil; ekonomik, diplomatik ve güvenlik boyutlarında da böyledir. Türkiye’nin garantörlüğü ve fiili desteği, Kıbrıs Türk halkının varoluş sigortasıdır.
Türkiye güçlü olduğu sürece, bölgesel projelerde dışlanması mümkün değildir. Enerji hatları, ticaret koridorları ve güvenlik mimarisi Türkiye’yi yok sayarak sürdürülebilir olamaz.
KKTC’de yaşayan bizler için çıkarılması gereken ders açıktır: Jeopolitik romantizme kapılmadan, gerçekçi bir perspektifle hareket etmek zorundayız. Türkiye’nin desteği olmadan bu coğrafyada nefes almanın dahi zor olduğunu kabul etmek bir zayıflık değil, stratejik akıldır.
Bu kabul, teslimiyet değil; bilinçtir. Türkiye ile eşgüdüm içinde, güçlü kurumlar, sağlam ekonomi ve uluslararası alanda görünürlük artırılarak bu yeni bloklaşma sürecine karşı en doğru cevap verilebilir.
Doğu Akdeniz’de oyun büyüyor. Oyuncular artıyor. İttifaklar biçim değiştiriyor. Bizden söylemesi…
Bu haber 17 defa okunmuştur

:

:

:

: