Maliye Bakanlığı maaş ödemelerini gerçekleştirebilmek için güncel rakamlarla 5 milyar 718 milyon TL borçlanmaya giderken, aynı gün kamuoyuna düşen başka bir haber vicdanları bir kez daha yaraladı.
Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS), özürsüz ve izinsiz şekilde görev yerine gitmeyen 70 kamu çalışanının ilgili makamlara bildirildiğini açıkladı. Yapılan açıklamaya göre Kamu Yönetimi ve İnsan Kaynakları Dairesi 25 kişi hakkında denetim başlatırken, diğerleri için sürecin sürdüğü ifade edildi.
Rakamlar kuru bir bürokratik bilgi gibi görünebilir. Ama aslında ortada çok daha büyük bir mesele var: Devlet maaş ödeyebilmek için borçlanırken, bazı kişiler işe gitmeden kamu kaynaklarından gelir elde edebiliyor.
Halk arasında yıllardır söylenen ve aslında utanç verici olduğu için unutmak istediğimiz bir söz vardır:
“Devletin malı deniz, yemeyen keriz.”
Bir toplumda bu söz yaygınlaşmışsa sorun bireylerde değil, sistemi kuran anlayıştadır.
Çünkü hiçbir kamu çalışanı kendi başına “bankamatik memuru” olmaz. Onu oraya yerleştiren, koruyan, denetlemeyen ve gerektiğinde görmezden gelen bir siyasi düzen vardır.
Devlet dediğimiz yapı; kurallar, denetim mekanizmaları ve hesap verebilirlik üzerine kuruluysa devlettir. Aksi halde yalnızca maaş dağıtan bir organizasyona dönüşür.
Bugün vatandaş vergisini öderken her kuruşun hesabı soruluyor. Esnaf geciktiğinde ceza alıyor, çalışan bordrosunda hata yaptığında yaptırımla karşılaşıyor. Peki işe gitmeden maaş aldığı iddia edilen kamu görevlileri yıllarca nasıl fark edilmiyor?
Asıl soru budur.
Bir ülkede denetim mekanizması çalışmıyorsa, liyakat yerine sadakat esas alınmışsa, kamu kadroları seçim yatırımı haline gelmişse sonuç kaçınılmazdır. Devletin kasası siyasetçinin kısa vadeli çıkarlarının aracı haline geldiğinde bedeli her zaman toplum öder.
Borçlanan Maliye aslında yalnızca para aramıyor; geçmişte yapılan hataların faturasını geleceğe erteliyor.
Kimse kafasını kuma gömmesin. Bu tablo tesadüf değildir. Bu noktaya bir günde gelinmedi. Yıllarca “idare eder”, “dokunmayalım”, “bizden olsun” anlayışıyla büyütülen bir sistem bugün toplumun karşısına ağır bir yük olarak çıkmıştır.
Baş suçlu bireyler değil. kamu düzenini siyasi hesapların gölgesine sokan siyaset kurumudur.
Çünkü adaletli bir yönetimde kamu görevi ayrıcalık değil sorumluluktur. Devletin imkânı ganimet değil emanettir. Bizden söylemesi…