NEVZAT YALÇIN -4 -

Bu bölümde sayın Yalçın’ın şiirlerine birlikte bir göz atmak istedim. Anı ve denemelerinden oluşan kitaplarda da yer yer şiirlerine rastladım.

Bu bölümde sayın Yalçın’ın şiirlerine birlikte bir göz atmak istedim. Anı ve denemelerinden oluşan kitaplarda da yer yer şiirlerine rastladım.

Düzyazıları kadar şiirde de çarpıcı noktalar yakalayıp sizi şaşkına çeviren söyleyişlere rastlıyorsunuz. Öyle ki “ birdenbire şimdi nasıl bir bağlantı kurdu da böyle deyiverdi“ diyorsunuz.

Aynaya bakarken Allah’ı gördüm deyişi sizi tasavvufun ta derinlerine çekiyor.

“ Saat beş
Akşamla güneş
Aynaya düşmüş yanıyorken
Aynaya girdim
Ben
Anamdan kalan o aynada ben
Allah’ı gördüm…” Nevzad Yalçın

( Lisedeyken Halkın Sesi gazetesinde yayınlanmış. )
Anılarında yayınlanan bu şiiri için TC elçisi tarafından makamına çağırılıp azarlanıyor. Bir daha böyle şiirler yazma diye tehdit ediliyor. Ödü kopuyor.( Daha Yakın Daha Yeni)

Şiirlerini bulma konusunda yardım istediğim Nilden Eminer ( İlk kadın şairlerimizden Nejla Salih Suphi’nin kızı) bana şiirlerin yayınlandığı dergi sayfalarının fotokopilerini gönderiyor. Sağolsun varolsun. Kendisi de sağlam bir araştırmacı olma yolunda…

Gönderdikleri arasında şunlara rastlıyorum.

Halkın Sesi gazetesinde yayınlanan ilk şiirlerinde divan edebiyatı özellikleri taşıyan hiciv ve nazireler göze çarpıyor.

SAHİL KIZINA

“ Bir zaman bahar gibi gülümseyen o gözler
Hicranda kaldı diye şimdi de ağlamasın
Bilirim yanan kalbin hasretle beni özler
Fakat dönmedim diye her dem yaş bağlamasın”
21 Nisan 1943 / Halkın Sesi gazetesi
Nevzad Yalçın

Bir dörtlüğünü paylaştığım bu dizelerde de şair geride bıraktığı sevgiliden ağlamamasını istiyor.

Ünlü şairlerden beyitler alıp altına kendi beyitleri ile devam ediyor. Çağının şairlerini adlarını anıp şiirine yerleştiriyor.

Daha liseli bir gençken kaleme aldıkları gerçekten son derece başarılı ve şaşırtıcı…

“ KÖY KIZLARI
( Köyde Kızlar şair A. Yakar’a)
Akşam, gene kızlar suya indi,
Sevdalı gönüller heyecanlı;
Gün yüzlü sekiz on delikanlı,
Aheste adımlarla gezindi.

Gül rengi ağızlar su taşında,
Billur gibi kıvrak dökülüşler,
Bazan da fısıltıyla gülüşler,
Hep böyle geçer çeşme başında! “

Sayın Nevzad Yalçın, şiirlerinde eksiksiz olarak noktalama işaretlerini kullanıyor. O yıllar için çok yerinde elbette.

AYNI HİKAYE
“ Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı” Fuzuli

Bir çöl ki ne tozpembe fecirler
Rabbim, ne de akşamları vardı;
Bir çöl ki alevlendi bütün yer
Seyreylediğim böyle bir diyardı. “

derken şair Fuzuli’nin çok sevilen şiirinden bir beyte yer veriyor.

Bilinen iki şiir kitabı “ A” Sokağı ve Güneş ve Adam adlarını taşıyor. Uzun yıllar HİSAR dergisinde yazıları ve şiirleri yayınlanmış.

Bir ömrü anlamak ve anlatmak, hiç de kolay değil. Benden sonra araştırma yapacak gençlere sadece kapı açtım. Gerisini onlar tamamlasın, isterim.

Yattığı yer ışıklar içinde olsun. Saygılarımla…
Ayşe TURAL

📚✍️📚✍️📚✍️📚✍️📚
BİR MAKALEDEN ( alıntı)

“ Nevzat Yalçın’ın “En Eski En Uzak” Adlı Eseri Üzerine Folklorik Bir İnceleme “

“Orada anılarımı bir sohbet havası ve dili ile okuyucuya anlattım. En Eski En
Uzak, çocukluk yıllarımı, o günlerin içinde geçtiği ortamı benimle paylaşan diğer çocukların da
anılarıdır. Kıbrıs’ın Poli köyünde, yarım yüzyıl önceki geçmişe benimle
ortak olan o çocuklar, orada kendilerini de bulacaklar. Sözün kısası, yazdıklarım biraz da hemşehrilerim içindir.” (Yalçın 1988: 5)
Kitabın “Önsöz”ünün hemen ardından bir şiirle okuyucuyu
karşılayan yazarın burada verdiği şiirin ilk kıtası şöyledir:

“ Bahçemizde birileri var anacığım çabuk
Perde aralığından bak, alacakaranlıkta.
Oraya değil anacığım, buraya bak, şu köşeye…
İğde ağacının altındaki esmer çocuk
Ve elinden tutan buğday benizli genç kadın.
( Yalçın 1988: 7)

Bu ilk kıtaların ardından
“Bak, sen de puslanıyorsun şimdi iyiden / Bense deminki kadar açık seçik değilim.
Kim astı penceremize bu tül perdeyi, kim,/ Nedir bu
ansızın bahçemizi örten bulut?”

(Yalçın 1988: 7-8)diyerek anıların tozlu kapısını aralamakta ve
çocukluk anılarıyla kitabına başlamaktadır.

1926 yılında doğmuş olan yazar, eserinde çocukluk yıllarından başlayarak anılarını anlatmaya
başlamaktadır. Yazar, kitabına
hafızasındaki “ilk hatıralar” ile başlar.
Yazarın anılarıyla ilgili ilk hatırlayabildiği şey ise ablası ve abisidir.

Yazar bu ilk hatırasıyla ilgili şunları
söyler: “Kırmızı renkli kazağı ile ağabeyim Arif ve ablam Mümine, galiba ilk göz ağrılarımdı. İkisi de
kızamıktan ölmüşler. Ve nedense,
onları hep aynı çerçeve içinde, hep
aynı yerde, bizim hanaya çıkan merdivenin altında el ele tutuşmuş görürüm…

Bu uzak anımın ne zaman ötesini zorlasam, beynimin, o ‘yasak çığ’ın sert ve karanlık duvarı karşısında
sarsıldığını duyarım. Hafızanın ilk uyanışıdır bu”
( Yalçın 1988: 9).

Yazarın ikinci hatırası ise babasının, onu elinden tutup evden epey uzak
olan kendi bahçelerine götürdüğü anlardır.
Yazar bununla ilgili
“Nedense bu gidişleri,
köyden çıkarken dereye inen toprak yolun hep aynı yerinde, soluk bir resim gibi anımsıyorum.”
demektedir (Yalçın 1988: 10).

Yazarın hafızasının bir köşesinde yer
etmiş bu ilk ve değerli hatıralarıyla birlikte anılar içerisinde ilerlemeye başlanır.
Bu ilerleyiş gayet akıcı ve yalındır. Yazarın, okuyucuyu sıkmayan ve okuyucuyu eserin içine çeken
bir üslubu vardır.

Eserde, yazarın anıları arasında geçen sosyal ve kültürel unsurlar,
gerçekten değerli ve ilgi çekicidir.
Eserde o dönemdeki (özellikle yazarın anılarının geçtiği Poli ve
civarı) Türklerle Rumların ilişkileri, kültürel etkileşimleri, meslekler, tarımsal faaliyetler, ekonomik yapı, ulaşım, sinema, tiyatro ve panayırlar, gelenekler, görenekler ve adetler, misafir ağırlama, oyun ve oyuncaklar, avcılık, hastalıklar, Türk-Rum mezarlıkları ve daha birçok
unsurla ilgili bilgi bulunabilmektedir.

Yeniasır, M., & Gökbulut, B. (2017). NEVZAT YALÇIN’IN “EN ESKİ EN UZAK” ADLI ESERİ ÜZERİNE FOLKLORİK BİR İNCELEME. Kesit Akademi Dergisi(11), 173-183.)
Bu haber 11 defa okunmuştur

:

:

:

: