Drone saldırısından sonra: Egemen üsler, güvenlik ve Kıbrıs sorununa eklenecek yeni bir boyut

Ağrotur’a yönelik İran drone saldırısı yalnızca hava savunma sistemlerini test etmekle kalmadı. Birleşik Krallık’ın Egemen Üs Bölgeleri’nin geleceğine dair temel bir tartışmayı yeniden başlattı ve bölünmüş bir Kıbrıs’ta İngiliz egemenliğinin sona erdirilmesine ilişkin her türlü tartışmanın, adanın kırılgan güvenlik ve toprak dengesini kaçınılmaz olarak yeniden şekillendireceğini gözler önüne serdi.

Ağrotur’a yönelik İran drone saldırısı yalnızca hava savunma sistemlerini test etmekle kalmadı. Birleşik Krallık’ın Egemen Üs Bölgeleri’nin geleceğine dair temel bir tartışmayı yeniden başlattı ve bölünmüş bir Kıbrıs’ta İngiliz egemenliğinin sona erdirilmesine ilişkin her türlü tartışmanın, adanın kırılgan güvenlik ve toprak dengesini kaçınılmaz olarak yeniden şekillendireceğini gözler önüne serdi.

İran’ın artan Orta Doğu gerilimi kapsamında Kıbrıs’taki Birleşik Krallık askeri tesislerini füze ve insansız hava araçlarıyla hedef alması, 1986’dan bu yana İngiliz tesislerine yönelik ilk doğrudan saldırı olarak kayda geçti. Askeri açıdan sınırlı kalan bu olayın siyasi etkisi ise çok daha derin oldu.

28 Şubat’ta İran’a ait iki füze Kıbrıs’a doğru ateşlendi ve havada önlendi. Hedefin doğrudan Egemen Üs Bölgeleri olup olmadığı netleşmedi. Ancak 1 Mart’ı 2 Mart’a bağlayan gece tablo değişti. İran yapımı olduğu değerlendirilen bir Shahed tipi insansız hava aracı RAF Ağrotur Üssü’nün pistine isabet etti. Hasar sınırlıydı, can kaybı yaşanmadı. İki drone daha hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.
Saldırılar, Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer’in ABD’ye İngiliz üslerini, Kıbrıs dahil, İran’a yönelik “sınırlı ve savunma amaçlı” operasyonlar için kullandırma kararının hemen ardından geldi. Washington ve Tel Aviv’in İran hedeflerine yönelik operasyonlarının ardından Tahran’ın başlattığı bölgesel misilleme zinciri, Kıbrıs’ı ilk kez doğrudan bu denklemin içine çekti.
Londra “savaşta değiliz” açıklaması yaptı. İngiltere’nin ABD-İsrail saldırılarına doğrudan katılmadığı, ancak üslerin savunma amaçlı kullanımına izin verdiği vurgulandı. Ağrotur’a ilave F-35 savaş uçakları gönderildi, radar ve anti-drone sistemleri güçlendirildi. Üs personelinin aileleri tedbiren tahliye edildi, kuvvetler yüksek alarm durumuna geçirildi.
Kıbrıs Rum lider Nikos Hristodulidis, Kıbrıs’ın askeri operasyonlara taraf olmadığını ve çatışmaya katılma niyeti bulunmadığını açıkladı. Ada tarafsızlık vurgusu yaptı. Ancak gerçek şu ki, Kıbrıs coğrafyası fiilen çatışmanın jeopolitik hattına temas etmiş oldu. Kıbrıs Türk lider Tufan Erhürman ise meseleyi askeri bir hadise olmanın ötesinde “siyasi ve yapısal risk” olarak değerlendirdi. Erhürman, Rum yönetiminin tercihleri nedeniyle Kıbrıs’ın bölgesel askeri operasyonların lojistik uzantısı gibi algılanmasının adayı hedef haline getirebileceğini belirtti.
Tüm bu açıklamalar, olayın yalnızca bir drone saldırısı olmadığını, egemenlik ve güvenlik tartışmasını yeniden alevlendirdiğini gösteriyor.
1960’IN HUKUKİ GERÇEĞİ: ÜS DEĞİL, EGEMEN TOPRAK
Her ne kadar “İngiliz üsleri” ifadesi yerleşmiş olsa da, Ağrotur (37 mil² = 95,830 km²) ve Dikelya (62 mil² = 160,739 km²) sıradan yabancı askeri üsler değildir. 1960 Kuruluş Antlaşması uyarınca bu bölgeler Birleşik Krallık’ın egemen toprağıdır. Kira sözleşmesi yoktur. Statü anlaşması yoktur. Doğrudan egemenlik söz konusudur.
Bu nedenle Ağrotur’a yapılan saldırı hukuken Kıbrıs Cumhuriyeti’ne değil, Birleşik Krallık toprağına yapılmış sayılır. Londra’nın hukuki pozisyonu nettir.
Ancak coğrafya hukuktan bağımsız değildir. Üslerin çevresinde yaşayan siviller için egemenlik ayrımı soyut, güvenlik riski ise somuttur. Hava savunma sistemlerinin devreye girmesi, misilleme ihtimali ve bölgesel gerilimin artışı doğrudan adanın güvenlik algısını etkiler.
Bu noktada temel soru ortaya çıkar: Egemen üsler Kıbrıs’ı koruyan bir güvenlik şemsiyesi midir, yoksa onu bölgesel çatışmaların hedef tahtasına mı yerleştirir?
STARMER’İN KARARI VE JEOPOLİTİK GERİLİM
Başbakan Starmer’in ABD’ye üslerin kullanım iznini vermesi hukuken İngiltere’nin egemenlik yetkisi içindedir. Ancak siyasi sonuçları Kıbrıs coğrafyasında hissedilmektedir. İran’ın misilleme zincirinde Bahreyn’deki İngiliz askerleri de risk altına girmiştir. İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 ülkeleri İran’ı kınamış ve savunma amaçlı önlemleri desteklediklerini açıklamıştır.
Kıbrıs açısından tablo daha karmaşıktır. Ada çatışmanın tarafı olmadığını beyan etse de, fiilen bölgesel bir güç mücadelesinin coğrafi kesişim noktasında yer almaktadır. Bu durum, egemen üslerin yalnızca askeri değil, siyasi bir kırılganlık alanı yarattığını göstermektedir.
ÜSLERİN KALDIRILMASI TARTIŞMASI: YENİ BİR KRİZ Mİ?
Her bölgesel gerilimde, özellikle adanın doğrudan askeri riskle yüzleştiği anlarda, egemen üslerin sona erdirilmesi yönünde çağrılar yükselir. Bu çağrılar anlaşılabilir bir refleks içerir. Ancak mesele yalnızca bir istek meselesi değildir. Hukuki ve siyasi mimari son derece karmaşıktır.
Birinci gerçeklik açıktır. 1960 Kuruluş Antlaşması ve buna bağlı düzenlemeler, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hukuki temelidir. Egemen Üs Bölgeleri bu kurucu mimarinin ayrılmaz parçasıdır. Bu statü sıradan bir askeri işbirliği anlaşması değil, bağımsızlık düzeninin bileşenidir. İngiltere’nin açık ve bağlayıcı rızası olmadan bu düzenlemenin değiştirilmesi mümkün değildir. Dahası, Birleşik Krallık’ın Doğu Akdeniz’deki stratejik çıkarları dikkate alındığında, Londra’nın egemenlikten gönüllü olarak vazgeçmesi kısa vadede gerçekçi görünmemektedir.
İkinci ve daha karmaşık gerçeklik ise adanın fiili bölünmüşlüğüdür. Kıbrıs bugün iki ayrı siyasi yapı tarafından yönetilmektedir. Uluslararası hukukta tanınan bir Kıbrıs Cumhuriyeti vardır. Kuzeyde ayrı bir idari ve siyasi yapı bulunmaktadır. Ara bölge Birleşmiş Milletler kontrolündedir.
Varsayımsal bir İngiliz çekilmesi halinde temel soru şudur: Üs toprakları kime devredilecektir?
Hukuki olarak Güney, devletin devamı ilkesi gereği bu toprakların kendi egemenliğine dönmesi gerektiğini savunacaktır. Ancak fiili denge bundan ibaret değildir. Özellikle Dikelya’nın kuzeye ve doğusuna doğru uzanan kesimleri ve ara bölgeyle kesişen alanları düşünüldüğünde, mesele basit bir egemenlik devri olmaktan çıkar.
Eğer topraklar doğrudan Güney’in etkin kontrolüne geçerse, kuzey açısından yeni bir güvenlik dengesi oluşacaktır. Bazı bölgelerde temas hattı değişebilir. Paralimni ve Mağusa hattındaki ara bölge yeniden tanımlanmak zorunda kalabilir. Pergama ve Pile çevresindeki kamu malları ile özel mülkiyet tartışmaları büyüyebilir. Ayios Nikolaos gibi stratejik alanların statüsü yeni güvenlik pazarlıklarını tetikleyebilir.
Bu durum çözümsüzlük içinde yeni bir toprak krizi yaratabilir.
DİKELYA VE DOĞUDAKİ HASSAS DENGE
Adadaki İngiliz Egemen Üs Bölgeleri’nin toplam yüzölçümü yaklaşık 99 mil karedir. Bu alanın hem Ağrotur’da hem de Dikelya’da yaklaşık yarısı kamu mülkiyetinden oluşmaktadır. Kalan yarı ise özel mülkiyet statüsündedir. Bu özel mülklerin yaklaşık beşte dördü Rumlara, beşte biri ise Türklere aittir.
Dikelya Üs Bölgesi, Paralimni, Pergama, Pile ve Mağusa hattına yakınlığı nedeniyle zaten kırılgan bir coğrafyadır. Ara bölgenin en sorunlu kesimlerinden biri bu hattır. Pile yol meselesi bunun somut örneğidir.
Haritaya bakıldığında Dikelya’nın bazı bölümlerinin kuzeydeki Türk kontrolündeki alanlara doğru uzandığı görülür. Bu alanların doğrudan Rum kontrolüne geçmesi, kuzey açısından ciddi güvenlik hassasiyeti yaratabilir.
Şu sorular ister istemez gündeme gelir:
• İngiltere’nin olası bir çekilmesi halinde söz konusu topraklar otomatik olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin etkin kontrolüne mi geçecektir? Yoksa kuzeydeki Türk bölgesinin sınırı, Dikelya’daki Türk mülkiyetlerini de kapsayacak biçimde yeniden mi şekillenecektir?
• Kuzeye doğru uzanan kesimlerde yeni bir fiili temas hattı mı ortaya çıkacaktır?
• Paralimni çevresindeki ara bölgenin sınırları yeniden mi çizilecektir?
• Pergama civarındaki kamu arazileri ve özel mülkiyetler hangi hukuki rejime tabi olacaktır?
• Ayios Nikolaos kampı gibi stratejik öneme sahip alanların statüsü nasıl belirlenecektir?
Ayrıca yalnızca Dikelya değil, Ağrotur Üs Bölgesi de denklemin dışına çıkarılamaz. Evdim, Piskopu, Paramal ve Asomato köylerinde binlerce dönüm Türk toprağı bulunmaktadır. Olası bir statü değişikliğinde bu mülkiyetlerin karşılığının nasıl ve nereden verileceği sorusu da gündeme gelecektir. Kuzey tarafının Dikelya bölgesinden karşılık talep etmesi şaşırtıcı olmayacaktır.
Bütün bu başlıklar gösteriyor ki, çözülmemiş bir Kıbrıs sorunu zemininde bu sorulara net, sürdürülebilir ve karşılıklı kabul edilebilir yanıtlar üretmek mümkün değildir.
HARİTA, GÜVENLİK VE ARA BÖLGE DENKLEMİ
Egemen üslerin sona ermesi ihtimali, Kıbrıs sorununa yeni bir katman ekler. Bugüne kadar müzakere başlıkları yönetişim, güvenlik ve toprak ekseninde şekillendi. Üsler ise sabit bir veri olarak kabul edildi. İngiliz egemenliğinin kalkması, bu sabiti değişkene dönüştürür.
Harita değişir. Ara bölge yeniden tanımlanır. Güvenlik mimarisi yeniden yazılır.
İngiltere hem garantör devlettir hem egemen üs sahibidir. Bu iki rolün ayrılması ya da birinin ortadan kalkması, garantörlük sistemini de tartışmaya açar. Türkiye ve Yunanistan’ın pozisyonları yeni tabloda yeniden şekillenmek zorunda kalır.
Mülkiyet boyutu da karmaşıktır. Üs bölgelerinde Rum ve Türk kökenli özel mülkiyetler bulunmaktadır. İngiliz egemenliğinin kalkması halinde bu mülkiyetlerin hangi hukuki rejime tabi olacağı belirsizleşir. Bu da yeni hukuki ihtilaflara yol açabilir.
Ekonomik boyut da önemlidir. Üs bölgelerinde çalışan çok sayıda sivil vardır. İngiliz askeri varlığı yerel ekonomiye katkı sağlar. Çekilme halinde oluşacak ekonomik boşluk nasıl doldurulacaktır?
Bütün bunlar bir araya geldiğinde açık olan şudur: Üslerin sona ermesi, Kıbrıs sorununa çözüm getiren bir sihirli anahtar değildir. Tam tersine, mevcut çözümsüzlük içinde yeni bir müzakere alanı ve yeni bir kriz başlığı üretme potansiyeline sahiptir.
ÜSLER KONUSU BUGÜNÜN MESELESİ DEĞİL
Egemen üsler meselesi izole bir başlık değildir. Bu konu ancak kapsamlı bir Kıbrıs çözümü çerçevesinde, harita, güvenlik, mülkiyet ve ara bölge düzenlemeleriyle birlikte ele alınabilir.
Aksi halde bugün bölgesel bir çatışmanın gölgesinde tartışılan üsler meselesi, yarın adanın kendi iç dengelerini sarsan daha büyük bir krize dönüşebilir.
Drone saldırısı geçici olabilir. Ancak ortaya çıkardığı egemenlik ve güvenlik tartışması kalıcıdır.

Bu haber 21 defa okunmuştur

:

:

:

: