Anayasa Mahkemesi’nin Gazimağusa’da ilahiyat koleji açılmasına ilişkin düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığı yönündeki kararı, uzun süredir devam eden tartışmaya hukuki açıdan net bir çerçeve çizmiş oldu. Böylece kamuoyunda dile getirilen bazı iddiaların aksine söz konusu düzenlemenin hukuki zemini konusunda herhangi bir belirsizlik bulunmadığı da ortaya konmuş oldu.
Anayasa Mahkemesi’nin Gazimağusa’da ilahiyat koleji açılmasına ilişkin düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığı yönündeki kararı, uzun süredir devam eden tartışmaya hukuki açıdan net bir çerçeve çizmiş oldu. Böylece kamuoyunda dile getirilen bazı iddiaların aksine söz konusu düzenlemenin hukuki zemini konusunda herhangi bir belirsizlik bulunmadığı da ortaya konmuş oldu.
Bu karar aynı zamanda Cumhurbaşkanı Sayın Tufan Erhürman’ın söz konusu yasayı imzalama süreci etrafında yürütülen tartışmaları da yeniden gündeme taşımıştır. Cumhurbaşkanının Anayasa gereği yasaları Anayasa Mahkemesi’ne göndererek görüş alma yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu yetkinin hangi durumlarda ve ne ölçüde kullanılmasının daha uygun olacağı konusu, siyasi sorumluluk ve anayasal teamül açısından zaman zaman tartışılan bir başlık olarak öne çıkmaktadır. Meclis’te görüşülmüş, oylanmış ve kabul edilmiş bir düzenlemenin Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi sürecin uzamasına yol açtığı yönünde değerlendirmelere neden olmuş ve kamuoyunda farklı yorumların yapılmasına da zemin hazırlamıştır. Bu süreç bazı çevrelerde Cumhurbaşkanının geçmişte uzun yıllar içinde bulunduğu CTP siyasi çizgisi ile bugün yürüttüğü görev arasındaki ilişkinin de yeniden değerlendirilmesine yol açan yorumların yapılmasına neden olmuştur.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde eğitim konusu zaman zaman gerçek ihtiyaçların ötesine taşınarak ideolojik tartışmaların içine çekilebilmektedir. Oysa mesele çoğu zaman çok daha somut bir noktaya dayanır. Erişim ve ulaşılabilirlik.
Bugün Lefkoşa’da faaliyet gösteren bir ilahiyat koleji bulunmaktadır. Ancak ülkenin tamamının Lefkoşa’dan ibaret olmadığı da açıktır. Gazimağusa, İskele veya daha uzak bölgelerde yaşayan bir öğrencinin her gün Lefkoşa’ya gidip gelmesi pratikte kolay değildir. Bu durum hem öğrenciler hem de aileleri açısından ciddi bir yük oluşturabilmektedir. Bu nedenle başka bir ilçede yeni bir eğitim kurumunun açılması fikrini yalnızca ideolojik bir tartışma başlığı olarak değerlendirmek gerçekçi bir yaklaşım olarak görülmeyebilir. Bu mesele aynı zamanda eğitim planlaması ve fırsat eşitliği ile de yakından ilgilidir.
Gazimağusa’da ilahiyat koleji açılmasına ilişkin düzenleme de bu çerçevede gündeme gelmiştir. Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında imzalanan ekonomik ve mali iş birliği protokolü kapsamında eğitim alanında da bazı adımlar atılmıştır. Bu kapsamda Türkiye Milli Eğitim Bakanı ile KKTC Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu arasında bir anlaşma imzalanmış ve konu daha sonra Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nun onayına sunulmuştur. Oylama öncesinde Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu kürsüde söz alarak düzenlemenin kapsamı, amacı ve ihtiyaç boyutu hakkında ayrıntılı bilgiler vermiş, milletvekillerinin sorularını da yanıtlamıştır.
Nihayetinde Meclis iradesi ortaya çıkmıştır. Koalisyonu oluşturan partilerin milletvekilleri düzenlemeyi oylamış ve kabul etmiştir. Demokratik sistemlerde kararların meşruiyeti büyük ölçüde seçilmiş temsilcilerin ortaya koyduğu ortak iradeye dayanır.
Asıl dikkat çekici olan ise geçen süredir. Protokol 2023 yılında imzalanmış, Meclis onayı ise ancak 2025 yılında alınabilmiştir. Anayasa Mahkemesi incelemesiyle birlikte süreç 2026 yılına kadar uzamıştır. Bir eğitim kurumunun açılmasıyla ilgili bir kararın yıllara yayılan bir tartışmaya dönüşmesi, devlet mekanizmalarının ne kadar yavaş işlediğinin sebeplerine dair önemli bir tablo ortaya koymaktadır.
Eğitim konusunda kim ne derse desin, Sayın Nazım Çavuşoğlu’nun eğitimi değerlendirirken yaptığı açıklamaların büyük ölçüde bilimsel verilere dayandığı ve bu yaklaşımın da bakanın eğitim alanındaki birikimi ile bu konudaki derin bilgisine dayandığı görülmektedir.
Gazimağusa’da açılması planlanan ilahiyat koleji etrafında yaşanan tartışma, yalnızca bir eğitim kurumu meselesi değildir. Bu süreç aynı zamanda siyaset ile hukukun, anayasal yetkiler ile idari süreçlerin ve eğitim planlamasının nasıl iç içe geçtiğini gösteren bir örnek olarak hafızalarda yerini alacaktır.