Ramazan Bayramı, toplum olarak birbirimize en çok yaklaştığımız, dayanışmayı en derinden hissettiğimiz özel zamanlardır. Ancak asıl mesele, bu ruhu yalnızca birkaç günle sınırlı bırakmamaktır. Dün geride kaldı. Bugün ise geçmişten yeniden yükselen gerilim dili, bitmeyen siyasi tartışmalar ve derinleşen ekonomik kaygılar gündemimizi belirliyor. Oysa bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, sağduyunun hâkim kılınması ve aklıselimin kararlılıkla korunmasıdır.
Ramazan Bayramı, toplum olarak birbirimize en çok yaklaştığımız, dayanışmayı en derinden hissettiğimiz özel zamanlardır. Ancak asıl mesele, bu ruhu yalnızca birkaç günle sınırlı bırakmamaktır. Dün geride kaldı. Bugün ise geçmişten yeniden yükselen gerilim dili, bitmeyen siyasi tartışmalar ve derinleşen ekonomik kaygılar gündemimizi belirliyor. Oysa bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, sağduyunun hâkim kılınması ve aklıselimin kararlılıkla korunmasıdır.
Gerçekleri görmek zorundayız. İçinden geçtiğimiz ekonomik, sosyal ve siyasi tablo yalnızca yerel dinamiklerle açıklanamaz. Orta Doğu’da derinleşen çatışmalar enerji piyasalarını altüst etmiş, ticaret yollarını riskli hâle getirmiştir. Küresel dengeler sarsılmıştır. Bu gelişmelerden en fazla etkilenenler ise dışa bağımlı ekonomiler olmuştur.
Kıbrıs’ın jeopolitik konumu bu süreci daha da hassas hâle getirmektedir. İngiltere’nin adadaki askeri üsleri ve çevre coğrafyada artan gerilimler, bu adayı bölgesel gelişmelerin tam merkezine taşımaktadır.
İşte bu noktada KKTC hükümetinin izlediği politika eleştirilmekten çok, doğru değerlendirilmeyi hak etmektedir. Hükümet, her zaman olduğu gibi Türkiye ile güçlü iş birliğini sürdürerek halkın refahını korumayı amaçlamakta ve ekonomik tedbirlerini küresel şartlara göre şekillendirmektedir. Bu yaklaşım bir tercih değil, mevcut koşulların gereğidir. Aksi bir yaklaşım, eksik ve yanıltıcı değerlendirmelere yol açabilir.
Başbakan Ünal Üstel liderliğindeki hükümetin attığı adımlar da bu sürecin bir parçasıdır. Amaç ekonomik istikrarı korumak, piyasalardaki dalgalanmaları sınırlamak ve vatandaşın alım gücünü mümkün olduğunca muhafaza etmektir. Mali disiplinin güçlendirilmesi, kamu harcamalarının kontrol altına alınması ve üretim odaklı politikaların desteklenmesi bu yaklaşımın temel unsurlarını oluşturmaktadır.
Muhalefetin ortaya koyduğu bazı değerlendirmelerin ise bu küresel tabloyu yeterince dikkate almadığı görülmektedir. Küresel ekonomik gelişmelerden bağımsız bir okuma yapılması, tartışmaları sağlıklı bir zeminden uzaklaştırabilmektedir. Ekonomi yönetiminin, kısa vadeli söylemlerden ziyade uzun vadeli istikrarı gözeten politikalarla ele alınması gerektiği açıktır.
Siyasi tartışmaların zaman zaman sertleşmesi anlaşılabilir olmakla birlikte, kullanılan dilin toplumsal güveni zedelememesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle sosyal medya üzerinden yürütülen tartışmalarda, ekonomik veriler yerine algıların öne çıkması ve karamsarlığın yoğun şekilde işlenmesi, toplum üzerinde olumsuz etkiler yaratabilmektedir.
“Trol hesap” tartışmalarına gelince, muhalefet söz konusu hesapların maaşa bağlandığını iddia etmekte ve bu durumu hane halkı yardımı ödemeleriyle ilişkilendirmektedir. Oysa bu tür ödemelerin kime yapıldığı kamuoyuna açık değildir ve bu bilgilerin çek kayıtları Maliye Bakanlığı’nın yetki alanındadır. Nitekim Bakanlık da yaptığı açıklamalarda bu iddiaların gerçekle bağdaşmadığını ifade etmiştir.
Somut veri olarak sunulmaya çalışılan bazı paylaşımlarda ise, hane halkı yardımı alan kişilere ilişkin çek numaraları üzerinden “hükümet trolleri maaşa bağladı” şeklinde bir algı oluşturulmaktadır. Bu tür bilgilerin ilgili kişilerin rızası olmaksızın tartışma konusu yapılması etik açıdan tartışmalı olduğu gibi, konunun bağlamından koparılmasına da yol açmaktadır. Gerçekte ihtiyaç sahibi olan vatandaşların bu şekilde siyasi tartışmaların içine çekilmesi, meseleyi açıklığa kavuşturmaktan ziyade kamuoyunda yanlış bir algı oluşmasına neden olabilecek niteliktedir.
Siyaset kurumu yalnızca eleştiren değil, çözüm üreten ve topluma güven veren bir anlayışla hareket etmelidir. Bugün ihtiyaç duyulan şey açıktır, gerçekçilik, kararlılık ve istikrardır.
Bu sorumluluğun bilinciyle hareket eden hükümet, popülist söylemlere teslim olmadan ülkenin geleceğini koruyacak adımları atmaktadır. Zor kararlar almak irade ister ve bu irade bugün ortaya konmaktadır.
KKTC, algıyla değil icraatla yoluna devam edecek ve bu ülkenin geleceğini söylem değil, sorumluluk belirleyecektir.