Bütüncül yaklaşım

Ortadoğu’da derinleşen kriz yalnızca bölgeyi değil, dışa bağımlı ekonomileri de doğrudan etkiliyor.

Ortadoğu’da derinleşen kriz yalnızca bölgeyi değil, dışa bağımlı ekonomileri de doğrudan etkiliyor. Enerji fiyatlarındaki artış, ithalat maliyetlerindeki yükseliş ve küresel belirsizlik dalgası KKTC ekonomisi üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bu şartlar altında kamu maliyesinde dengeyi korumak ve sürdürülebilirliği sağlamak artık bir tercih değil, zorunluluktur. Hükümetin attığı adımlar da bu zorunluluğun bir yansımasıdır.

Bugün Meclis gündemine gelecek hayat pahalılığı ödeneği düzenlemesi bu çerçevede değerlendirilmelidir. Maliye Bakanı Özdemir Berova’nın yaptığı açıklamalar, planlı ve kontrollü bir sisteme geçiş hedefini açıkça ortaya koymaktadır. Ödeneğin kaldırılması söz konusu değildir; yalnızca ödeme periyodu yeniden düzenlenmektedir. Ocak-Mart dönemine ait farkın Nisan sonunda maaşlara yansıtılacak olması, devletin yükümlülüklerini yerine getirdiğini göstermektedir. Bir sonraki ödemenin Ocak 2027’de yapılacak olması ise enflasyonla mücadelede kararlı bir stratejinin parçasıdır.

KKTC ekonomisinin mevcut koşulları bu tür adımların gerekliliğini net biçimde ortaya koymaktadır. Sık aralıklarla yapılan yüksek oranlı artışlar kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede enflasyonu besleyerek alım gücünü daha fazla aşındırmaktadır. Hükümetin yüzde 7,5–8,5 bandında belirlediği enflasyon hedefi, sıkı mali disiplinle ulaşılabilecek bir hedeftir.

Sendikalar ve muhalefetin etkisiyle giderek sertleşen süresiz grev ve sivil itaatsizlik çağrıları bu süreçte yapıcı bir katkı sunmamaktadır. Meclis çalışmalarını engellemeye yönelik girişimler toplumsal gerilimi artırmakta ve ekonomik süreci zorlaştırmaktadır. Demokratik hakların kullanımı önemlidir; bu hakların toplumun genel çıkarlarını zedelemeyecek bir sorumlulukla ele alınması gerekir. Günlük hayatı aksatan eylemler en çok yine vatandaşın kendisine zarar verir.

Hükümetin geçim sıkıntısını görmezden geldiği yönündeki eleştiriler de hakkaniyetli değildir. Özellikle düşük gelirli kesimlerin yaşadığı zorlukların farkında olunduğu açıktır. Asgari ücretlilere verilen 12 bin TL’lik destek bunun açık göstergesidir.

Başbakan Ünal Üstel’in dile getirdiği progresif artış modeli bu açıdan dikkat çekmektedir. Düşük gelir grubuna daha yüksek, yüksek gelir grubuna daha sınırlı artış öngören bu yaklaşım hem adalet hem de sürdürülebilirlik açısından dengeli bir zemindir. Popülist söylemler yerine gerçekçi politikalarla ilerlemek bu dönemde sorumluluğun gereğidir.

Muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin ortaya koyduğu somut ve uygulanabilir bir ekonomik plan bulunmamaktadır. Gerekli önlemler alınmadığı takdirde yaşanabilecek olumsuzluklara işaret edilmesi tek başına yeterli değildir. “Biz geleceğiz, biz yapacağız” söylemleri daha çok algı oluşturma çabası olarak öne çıkmakta; ileride hayata geçirilemeyecek icraatlara şimdiden mazeret üretme yaklaşımını yansıtmaktadır. Bunun yanında kamu görevlilerini kışkırtıcı ve gerçeği yansıtmayan ifadeler toplumsal gerilimi artırmakta, çözüm üretmek yerine sorunları derinleştirmektedir.

Ekonomik gerçekler açıktır. Enflasyon kontrol altına alınmadan, üretim artırılmadan ve kamu harcamalarında disiplin sağlanmadan refahın kalıcı olarak yükselmesi mümkün değildir. Hükümetin Türkiye ile yürüttüğü iş birliği çerçevesinde kaynakları daha verimli kullanma ve özel sektörü güçlendirme yönündeki adımları bu bütüncül yaklaşımın bir parçasıdır.

Meclis’te alınacak kararlar yalnızca bugünü değil, uzun vadeli istikrarı hedeflemektedir. Ekonomik sorunlar gerilimle değil, akılcı ve kararlı politikalarla çözülebilir. Bu süreçte sağduyulu bir yaklaşım, en az hasarla ilerlemenin tek yoludur. Mevcut hükümetin attığı adımlar da bu perspektiften değerlendirilmelidir.
Bu haber 46 defa okunmuştur

:

:

:

: