Demokratik sorumlulukla bağdaşmayanlar

Bugün gelinen noktada sendikacılığın yeniden özüne dönmesi artık bir tercih değil açık bir zorunluluktur. Aksi halde gürültü artar, güven azalır ve hak arayışı anlamını kaybeder.

Bugün gelinen noktada sendikacılığın yeniden özüne dönmesi artık bir tercih değil açık bir zorunluluktur. Aksi halde gürültü artar, güven azalır ve hak arayışı anlamını kaybeder.

Yıllarca sendika yönetiminde görev almış biri olarak bu dönüşümü yakından gözlemledim. Dün ile bugün arasındaki fark artık inkâr edilemeyecek kadar açıktır.

Son günlerde yaşanan gelişmeler bu gerçeği bir kez daha ortaya koymaktadır. Süresiz grev ilanı ile toplumsal hayatı kilitlemeye yönelik adımlar, hak arama sınırlarının aşıldığını göstermektedir. Grev bir haktır ancak hukuk devleti içinde bir haktır. Ölçüsüz kullanıldığında toplumun tamamını etkileyen bir baskı aracına dönüşür.

Meydanlarda hükümet istifa şeklinde sloganlar atılması ve ilgili bakanlar hakkında mesnetsiz iddiaların dile getirilmesi sendikacılığın sınırlarını aşan bir durumdur. Sendika eleştirir ancak siyasi ajanda yürütmez.

Sendikaların hükümetin aldığı ekonomik tedbirlerle ilgili yasa tasarısının Meclis’ten geri çekilmesini isterken, 31 Mart’ta çıkarılan yasa gücünde kararnameyi yok saymaları ciddi bir çelişkidir. Oysa bu kararname mali mükellefiyetin zaruri bir gereği olarak yürürlüğe konmuş ve Meclis iradesiyle yasalaştırılacağı da bilinmektedir. Buna rağmen aynı söylemlerin sürdürülmesi meselenin bilinçli şekilde çarpıtıldığını göstermektedir. CTP’nin de bu yaklaşımı desteklemesi, Meclis’te temsil edilen bir siyasi anlayışın çözümü yine Meclis yerine sokakta araması anlamına gelmekte ve demokratik sorumlulukla bağdaşmamaktadır.

Bu düzenlemelerin hangi şartlarda yapıldığı Anayasa ile belirlenmiştir. Muhalefet ve sendikalar teknik yönü bilmelerine ve Ortadoğu’daki krizin KKTC üzerindeki ekonomik etkilerini görmelerine rağmen hükümeti sorumluluk üzerinden eleştirmektedir. Kaldı ki konu Anayasa Mahkemesi’ne taşınmış ve süreç hukuki zemine aktarılmıştır. Buna rağmen 6 Nisan’da genel grevdeyiz ısrarı hukuka saygı ile bağdaşmamaktadır.

Hak aramak adı altında kamuya zarar vermek, eğitim ve sağlık hizmetlerini aksatmak kabul edilemez. Güvenlik güçlerini gereksiz şekilde meşgul eden ve gerilimi artıran eylemler haklılığı zedeler.

Nitekim sendikaların Meclis önündeki grevle yetinmeyip Başbakan Ünal Üstel’in evinin önünde protesto yapacaklarını açıklamaları eylemin yönünü tartışmalı hale getirmiştir. Kamu görevi yürüten bir makam sahibinin özel yaşam alanını hedef almak demokratik protesto sınırlarını zorlayan bir tutumdur. Tatil gününde güvenlik teşkilatını gereksiz şekilde meşgul eden bu girişim kamu kaynaklarının da sorumsuzca kullanılmasına yol açmıştır. Ardından kullanılan ifadeler ve eylemin sahil kenarında farklı bir görüntüye dönüştürülmesi sendikal ciddiyetle bağdaşmamaktadır.

Sendika hak arar ama toplumu cezalandırmaz
Sendika emeği savunur ama geleceği karartmaz
Sendika örnek olur ama seviyesini düşürmez

Sendikacılık akıl ve sorumluluk işidir. Bu çizgiden uzaklaşan her yapı temsil ettiği kesime zarar verir.

Geçmişte sendikacılık çalışanı koruyan ve güven veren bir yapıydı. İlke ve sorumluluk anlayışı hâkimdi.

Bugün ise bu çizgiden uzaklaşıldığı açıktır. Sendikacılık kişisel hesapların değil sorumluluk bilincinin alanıdır. Bu yol hukuk içinde yürünür. Aksi halde sendikacılık güvenini tamamen kaybeder.
Bu haber 54 defa okunmuştur

:

:

:

: