Kıbrıs’ta son dönemde artan askeri hareketlilik, yüzeyde bakıldığında bölgesel krizlerin doğal bir uzantısı gibi sunuluyor. Özellikle İran ile İsrail arasındaki gerilim, Doğu Akdeniz’deki askeri yığınağın başlıca gerekçesi olarak gösteriliyor. Ancak Tahsin Ertuğruloğlu’nun dikkat çektiği gibi, bu tabloyu yalnızca güncel krizlerle açıklamak, büyük resmi gözden kaçırmak anlamına gelir.
Kıbrıs’ta son dönemde artan askeri hareketlilik, yüzeyde bakıldığında bölgesel krizlerin doğal bir uzantısı gibi sunuluyor. Özellikle İran ile İsrail arasındaki gerilim, Doğu Akdeniz’deki askeri yığınağın başlıca gerekçesi olarak gösteriliyor. Ancak Tahsin Ertuğruloğlu’nun dikkat çektiği gibi, bu tabloyu yalnızca güncel krizlerle açıklamak, büyük resmi gözden kaçırmak anlamına gelir.
Kıbrıs meselesi hiçbir zaman yalnızca iki toplumun anlaşmazlığı olmadı. Ada, tarih boyunca stratejik konumu nedeniyle küresel ve bölgesel güçlerin ilgi odağı oldu. Bugün de aynı gerçek değişmiş değil. Doğu Akdeniz’de enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve askeri üsler üzerinden şekillenen yeni jeopolitik denklemde, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi giderek daha aktif bir rol üstleniyor. Bu rolün en dikkat çekici boyutu ise İsrail ile derinleşen askeri ve stratejik iş birliği.
Ertuğruloğlu’nun “vadedilmiş topraklar” vurgusu, İsrail’in tarihsel ve stratejik perspektifine işaret eden geniş bir çerçevenin parçası olarak okunmalı.
İsrail’in güvenlik doktrini, yalnızca kendi sınırları içinde değil, çevresindeki bölgelerde de kontrol ve etki alanı oluşturmayı içerir. Bu bağlamda Kıbrıs, hem askeri hem de lojistik açıdan son derece kritik bir noktada yer alıyor.
Son yıllarda İsrail ile Güney Kıbrıs arasında artan ortak tatbikatlar, savunma anlaşmaları ve istihbarat iş birlikleri tesadüf değil. Bu yakınlaşma, yalnızca enerji projeleriyle sınırlı değil; aynı zamanda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki etkisini dengeleme amacı taşıyor. Nitekim Türkiye’nin bölgedeki artan askeri ve diplomatik varlığı, bazı aktörler için bir “denge unsuru” değil, doğrudan bir “engel” olarak görülüyor.
Tam da bu noktada Ertuğruloğlu’nun dile getirdiği “Kıbrıs’ı Türkiye’den kurtarma” yaklaşımı önem kazanıyor. Bu ifade sert bulunabilir; ancak sahadaki gelişmeler incelendiğinde, Türkiye’yi dışlayan ya da etkisini sınırlamayı hedefleyen bir stratejinin adım adım inşa edilmeye çalışıldığı görülüyor. Güney Kıbrıs’ın İsrail ile geliştirdiği askeri ilişkiler, bu stratejinin en somut göstergelerinden biri.
Rum tarafının burada yapması gereken ise kısa vadeli kazanımlar uğruna uzun vadeli riskleri görmezden gelmemektir. İsrail ile kurulan bu yakın ilişki, ilk etapta güvenlik ve güç kazancı gibi görünebilir. Ancak büyük güçlerin bölgesel politikalarında kalıcı dostluklardan çok çıkarların belirleyici olduğu unutulmamalıdır. Tarih, bu tür ittifakların nasıl hızlı yön değiştirebildiğinin örnekleriyle dolu.
Türkiye’ye karşı İsrail ile askeri ilişkileri giderek yükselten Rum komşularımız, İsrail’in gözünün aslında Kıbrıs topraklarına olduğu gerçeğini görmeli. Bizden söylemesi…