Kıbrıs’ta İsrail Köyü!..

Güney Kıbrıs’ta son dönemde yaşanan bazı gelişmeler, yalnızca ekonomik yatırım başlığı altında değerlendirilemeyecek kadar dikkat çekici bir hâl almaya başladı.

Güney Kıbrıs’ta son dönemde yaşanan bazı gelişmeler, yalnızca ekonomik yatırım başlığı altında değerlendirilemeyecek kadar dikkat çekici bir hâl almaya başladı. Özellikle terk edilmiş Trozena köyünün büyük bölümünün İsrailli bir yatırımcı tarafından satın alınması ve köyün yeniden yaşama açılması için altyapı çalışmalarının gündeme gelmesi, Ada’daki hassas dengeler açısından yeni tartışmaları beraberinde getirdi.
Elbette yabancı yatırım tek başına olağan dışı değildir. Bugün dünyanın birçok ülkesinde farklı milletlerden yatırımcılar gayrimenkul satın alıyor, turizm projeleri geliştiriyor, ekonomik hareketlilik oluşturuyor. Ancak Kıbrıs gibi tarihsel travmalarla şekillenmiş, güvenlik kaygılarının hâlâ canlı olduğu bir coğrafyada mesele yalnızca “ticari yatırım” olarak okunamaz.
Çünkü Kıbrıs, sıradan bir ada değildir. Doğu Akdeniz’in enerji hatlarının merkezinde bulunan, askeri dengelerin kesiştiği, küresel güçlerin yakından takip ettiği stratejik bir noktadır. Böylesi bir bölgede yabancı sermaye hareketlerinin sosyal, demografik ve siyasi etkileri de dikkatle incelenmek zorundadır.
Meclis Başkanı Ziya Öztürkler’in yaptığı açıklamalar da bu nedenle önemlidir. Güney’de bazı İsrailli grupların uzun vadeli yerleşik bir yapı oluşturma arayışında olduğu yönündeki iddialar, bölgede yalnızca ekonomik değil, stratejik bir dönüşüm yaşandığına dair kaygıları artırmaktadır. Bu kaygılar henüz kesinleşmiş verilerle kanıtlanmış değildir; ancak kamuoyunda oluşan soru işaretleri görmezden gelinemez.
Asıl dikkat çekici olan ise Güney Kıbrıs yönetiminin yıllardır güvenlik söylemini çoğunlukla Kıbrıs Türkleri üzerinden kurmasıdır. Silahlanma politikaları, askeri anlaşmalar ve diplomatik propagandalar çoğu zaman “Türk tehdidi” ekseninde şekillendiriliyor. Oysa bugün Güney’deki toplumsal yapı üzerinde en hızlı değişimi yaratan unsurun, yabancı sermaye ve dış nüfus hareketliliği olduğu görülüyor.
Kıbrıs Türk tarafı açısından ise bu gelişmeler önemli bir gerçeği yeniden ortaya koyuyor:
Ada’daki güvenlik meselesi artık yalnızca iki toplum arasındaki klasik siyasi anlaşmazlıklarla sınırlı değildir. Doğu Akdeniz’de değişen güç dengeleri, yabancı devletlerin etkisi, enerji politikaları ve uluslararası sermaye hareketleri Kıbrıs’ın geleceğini doğrudan şekillendirmektedir.
Rum komşularımızın artık şu gerçeği görmesi gerekiyor:
Kıbrıs Türklerini sürekli tehdit olarak göstermek, gerçek jeopolitik dönüşümleri perdelemeye yetmez. Ada’nın geleceğini korumak istiyorlarsa, korkular üzerinden değil şeffaflık, denge ve ortak akıl üzerinden hareket etmek zorundalar.
Çünkü Kıbrıs’ta asıl tehlike, halkların birbirinden uzaklaşmasıdır. Ve dış aktörlerin en çok güç kazandığı zemin de tam olarak budur. Bizden söylemesi…
Bu haber 24 defa okunmuştur

:

:

:

: