Kıbrıs’ta sorun plan eksikliği değildir!

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres'in 27 Temmuz'da Kıbrıs'a yapacağı ziyaret öncesinde yine aynı senaryo sahneleniyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres'in 27 Temmuz'da Kıbrıs'a yapacağı ziyaret öncesinde yine aynı senaryo sahneleniyor.
'Yeni plan', 'yeni süreç', 'yeni umut' söylemleri dolaşıma sokuluyor.
Oysa Kıbrıs meselesini yakından takip eden herkesin bildiği bir gerçek var: Zihniyet değişmeden masanın değişmesi hiçbir şeyi değiştirmez.
Prof. Dr. Ulvi Keser'in Ada TV'de dün dile getirdiği tespitler tam da bu gerçeğe işaret ediyor. Çünkü Kıbrıs'ta sorun, masa eksikliği değil; samimiyet eksikliğidir.
Yıllardır Rum tarafı uluslararası kamuoyuna uzlaşmacı bir görüntü vermeyi başarıyor. Diplomasi masalarında gülümseyen yüzler sergileniyor, barış mesajları veriliyor. Ancak perde arkasında bambaşka bir tablo var. Kıbrıs Türk halkını siyasi eşitliğe sahip bir kurucu ortak olarak değil, 'azınlık' olarak gören anlayıştan en küçük bir geri adım atılmış değil.
İşte asıl problem burada başlıyor.
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin temelinde iki kurucu halk vardı. Bu tarihi ve hukuki gerçek değişmedi. Buna rağmen Rum yönetimi, yıllardır nüfus oranlarını öne sürerek Kıbrıs Türklerinin ortaklık haklarını tartışmalı hale getirmeye çalışıyor. Bir yandan 'çözüm' diyorlar, diğer yandan çözümün temelini oluşturan siyasi eşitliği kabul etmiyorlar.
Bu nasıl bir müzakere anlayışıdır?
Daha da önemlisi, Rum tarafı yalnızca müzakere masasında değil, uluslararası alanda da çok yönlü bir diplomasi yürütüyor. Avrupa Birliği'nden ABD'ye, uluslararası mahkemelerden çeşitli lobi faaliyetlerine kadar her platformda kendi tezlerini güçlendirmek için çalışıyor. Biz ise çoğu zaman yalnızca müzakere masasındaki fotoğraflara odaklanıyoruz.
Prof. Dr. Keser'in 'Yüzümüze gülüyorlar, arka tarafta kuyumuzu kazıyorlar' sözleri sert bulunabilir. Ancak son yıllarda yaşanan gelişmelere bakıldığında, Rum yönetiminin uluslararası girişimlerinin yoğunluğu inkâr edilemez bir gerçek olarak karşımızda duruyor.
Elbette müzakere yapılmalıdır. Kimse sonsuza kadar diyalogsuzluğu savunamaz. Ancak müzakere, taraflardan birinin diğerini teslim almaya çalıştığı bir süreç olamaz. Eşitlik kabul edilmeden, iki tarafın egemen iradesi tanınmadan kurulacak her masa, geçmişte olduğu gibi yeni bir hayal kırıklığı üretmekten öteye geçmeyecektir.
27 Temmuz'daki ziyaret belki yeni temasların önünü açacaktır. Fakat gerçek değişmeyecek:
Sorun plan eksikliği değildir.
Sorun, Rum tarafının hâlâ Kıbrıs Türk halkını eşit ortak olarak görmeyen siyasi anlayışıdır.
Zihniyet değişmediği sürece, değişecek olan yalnızca masa etrafındaki sandalyelerin yeridir. Gerçek çözüm ise yine bir başka bahara kalacaktır. Bizden söylemesi…
Bu haber 100 defa okunmuştur

:

:

:

: