YÖK'ün 2026-2027 akademik yılı için KKTC üniversitelerine ayırdığı kontenjanı yaklaşık yüzde 10 artırması kuşkusuz sevindirici bir gelişmedir. Geçen yıl 17 bin 17 olan kontenjanın bu yıl 18 bin 696'ya yükselmesi, Türkiye'nin KKTC yükseköğretimine verdiği desteğin devam ettiğini göstermektedir.
Ancak meseleye yalnızca rakamlardan bakmak büyük bir hata olur.
Çünkü üniversiteler için önemli olan sadece kontenjanların açıklanması değil, o kontenjanların dolmasıdır. Daha da önemlisi, buraya gelen öğrencilerin eğitimlerini güven içinde tamamlayabilmesi ve aldıkları diplomanın dünyanın farklı ülkelerinde hiçbir tartışmaya konu olmadan kabul görmesidir.
İşte tam da bu noktada Demokrat Parti Genel Sekreteri Serhat Akpınar'ın yaptığı değerlendirme dikkat çekicidir. Akpınar'ın da ifade ettiği gibi yükseköğretim artık günlük siyasi tartışmaların ötesinde ele alınması gereken stratejik bir devlet meselesidir.
KKTC ekonomisinin temel direkleri uzun yıllardır turizm, inşaat ve yükseköğretim olarak sıralanıyor. Hatta yükseköğretimin yarattığı ekonomik çarpan etkisi düşünüldüğünde, birçok sektörün doğrudan ya da dolaylı olarak üniversiteler sayesinde ayakta kaldığını söylemek abartı olmaz.
Bir öğrenci sadece üniversiteye kayıt yaptırmıyor.
Ev kiralıyor.
Marketten alışveriş yapıyor.
Restorana gidiyor.
Toplu taşıma kullanıyor.
İnternet hizmeti alıyor.
Kafelerde vakit geçiriyor.
Kısacası onlarca sektörün ekonomisine katkı sağlıyor.
Dolayısıyla üniversitelerde yaşanacak her gerileme, yalnızca eğitim sektörünü değil ülke ekonomisinin tamamını etkiliyor.
Son yıllarda ise KKTC yükseköğretimi ciddi sınavlardan geçti.
Bazı üniversitelerle ilgili ortaya çıkan olumsuz haberler, sahte diploma tartışmaları ve uluslararası öğrencilerin diploma tanınırlığı konusunda yaşadığı sıkıntılar, sektörün itibarını zedeledi.
Bugün en büyük ihtiyaç, kaybedilen güveni yeniden kazanmaktır.
Kontenjan artırmak elbette önemlidir.
Fakat güven oluşturamayan bir sistemde artırılan kontenjanların boş kalması da ihtimal dahilindedir.
Bu nedenle kalite güvencesi, sıkı denetim, şeffaflık ve uluslararası akreditasyon süreçleri artık ertelenemez.
Özellikle mezunların üçüncü ülkelerde diploma tanınırlığı konusunda yaşadığı sorunlar yalnızca üniversitelerin çözebileceği meseleler değildir.
Bu konu devlet politikası haline gelmeli, Dışişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, YÖDAK ve üniversiteler ortak bir diplomasi yürütmelidir.
YÖK'ün sağladığı yüzde 10'luk kontenjan artışı önemli bir fırsattır.
Ama fırsatlar ancak doğru politikalarla başarıya dönüşebilir.
Bugün yapılması gereken; siyasi polemiklerden uzak, tüm paydaşların ortak akılla hareket ettiği uzun vadeli bir yükseköğretim stratejisini hayata geçirmektir.
Çünkü yükseköğretim yalnızca üniversitelerin meselesi değildir.
Bu, KKTC'nin ekonomik geleceği, uluslararası itibarı ve genç nesillere bırakacağı en değerli miraslardan biridir. Bizden söylemesi…