Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres'in Kıbrıs ziyareti sona erdi. Beklentiler yüksekti. Ancak ortaya çıkan tablo, yıllardır gördüğümüz manzaradan çok da farklı olmadı. Taraflar yine kendi tezlerini dile getirdi, BM ise diyaloğun sürmesini istedi. Peki asıl soru şu: Aynı yöntemle farklı bir sonuç elde etmek mümkün mü?
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Oğuzhan Hasipoğlu'nun Ada TV'de yaptığı değerlendirmeler, tam da bu sorunun etrafında şekilleniyor.
Hasipoğlu, 'Bu sefer farklı olmalı' ifadesinin sadece bir temenni olmaması gerektiğini, bunun federasyon müzakerelerinin artık tükendiğinin kabul edilmesi anlamına gelmesi gerektiğini savunuyor.
Aslında bu görüş yeni değil.
5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ın döneminde ortaya konulan egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü siyaseti de tam olarak buna dayanıyordu. Önce eşitliğin kabulü, ardından iş birliği...
Hasipoğlu'nun dikkat çektiği önemli noktalardan biri ise Birleşmiş Milletler'in kendi raporları. BM Genel Sekreteri'nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin'in temasları sonrasında da ortak zemin bulunamadığı tespit edildi. BM raporlarında da bu gerçek yer aldı.
Eğer ortak zemin yoksa, doğal olarak şu soru gündeme geliyor:
O halde neden hâlâ aynı müzakere modelinde ısrar ediliyor?
Elli yılı aşkın süredir federasyon başlığı altında yürütülen görüşmeler sonuç üretmedi. Kuşaklar değişti, liderler değişti, uluslararası dengeler değişti ama müzakere masasında konuşulan başlıklar değişmedi.
Bugün adada fiili gerçeklik ortada duruyor.
İki ayrı halk...
İki ayrı demokrasi...
İki ayrı yönetim...
İki ayrı devlet yapısı...
Buna rağmen hâlâ tek egemenlik temelinde bir federasyon modeli üzerinden çözüm aramak ne kadar gerçekçi?
Elbette çözüm istemek herkesin ortak arzusudur. Kimse çözümsüzlüğü savunmaz. Ancak çözüm aramak ile gerçeklerden kopuk hayaller peşinde koşmak arasında ciddi bir fark vardır.
Hasipoğlu'nun 'BM artık federasyon sürecinin tükendiğini ilan etmeliydi' sözleri bu açıdan dikkat çekicidir. Çünkü BM'nin kendi tespitleri ile ortaya koyduğu tablo arasında bir çelişki oluşmaktadır. Ortak zemin bulunmadığı kabul ediliyor ama süreç aynı parametrelerle devam ettirilmeye çalışılıyor.
Belki de artık asıl değişmesi gereken, tarafların söylemleri değil, uluslararası toplumun bakış açısıdır.
'Bu sefer farklı olmalı' deniliyorsa, gerçekten farklı olunmalıdır.
Aynı reçeteyi elli yıl boyunca uygulayıp farklı sonuç beklemek mümkün değildir.
Kıbrıs'ta artık konuşulması gereken, geçmişin başarısız modelleri değil; bugünün siyasi gerçekleri üzerine kurulacak yeni bir müzakere anlayışıdır. Bizden söylemesi…