Devleti kurtaracak olan önce vicdandır

Ülkede hemen her sorunun ardından aynı cümleyi duyuyoruz: 'Doğru yöneticiler gelse her şey düzelir.'

Ülkede hemen her sorunun ardından aynı cümleyi duyuyoruz: 'Doğru yöneticiler gelse her şey düzelir.'
Peki gerçekten öyle mi?
Belki de önce şu soruyu sormamız gerekiyor: İyi bir toplum nasıl kurulur? Adil bir devlet nasıl inşa edilir?
Çünkü mesele hiçbir zaman yalnızca yöneticiler olmadı. Yöneticiler, toplumdan bağımsız varlıklar değildir. Onlar, o toplumun değerlerinin, tercihlerinin ve önceliklerinin bir sonucudur.
Dürüstlüğü ödüllendiren toplumlar dürüst insanları öne çıkarır. Liyakati esas alan toplumlar ehil insanları göreve getirir. Ama çıkar ilişkilerini normalleştiren, sadakati liyakatin önüne koyan toplumlarda da yükselenler buna göre şekillenir.
Hiç kimse gökten inip devlet yönetmez.
İnsanlar, toplumun alkışlarıyla yükselir.
Bu yüzden sadece siyasetçileri eleştirmek kolaydır. Asıl zor olan, aynaya bakabilmektir.
KKTC bugün yalnızca ekonomik sıkıntılarla mücadele etmiyor.
Kurumlara olan güven azalıyor. Gençler geleceklerini başka ülkelerde arıyor. Liyakat tartışmaları bitmiyor. Kamu yönetiminde adalet beklentisi her geçen gün büyüyor.
Bütün bunların ortak bir noktası var.
Vicdan...
Çünkü vicdanın zayıfladığı yerde en mükemmel yasalar bile işlememeye başlar.
Kanun kitaplarında yazan maddeler tek başına adalet üretmez. Adalet, önce doğru insanın doğru göreve gelmesiyle başlar. Bilginin susturulmamasıyla büyür. Doğrunun kimden geldiğine değil, doğru olup olmadığına bakılmasıyla güçlenir.
Hakikat makamın önünde eğilmeye başladığı gün hukuk da güçlünün hizmetine girer.
Oysa devletin gerçek görevi güçlüleri daha güçlü yapmak değildir.
Devlet, en zayıf vatandaşının hakkını koruyabildiği ölçüde devlettir.
Bugün hepimiz daha fazla yatırım, daha güçlü ekonomi, daha modern altyapı konuşuyoruz.
Elbette bunların hepsi önemlidir.
Ama unutulmaması gereken bir gerçek var.
Bir toplumun çöküşü önce bütçede başlamaz.
Önce insanın içinde başlar.
İnsan korkuyla yaşamaya alışırsa sorgulamayı bırakır.
Çıkarın peşinden gitmeye alışırsa vicdanını susturur.
Kalabalığı takip etmeye alışırsa kendi aklını kullanmayı unutur.
İşte asıl tehlike budur.
Çünkü ekonomik krizler aşılır.
Siyasi krizler çözülür.
Ama vicdanını kaybeden toplumların yeniden ayağa kalkması çok daha uzun sürer.
Bugün KKTC'nin en büyük ihtiyacı yeni sloganlar değildir.
Yeni kutuplaşmalar da değildir.
İhtiyacımız olan şey, yeniden güven inşa etmektir.
Liyakatin istisna değil kural olduğu...
Hesap verebilirliğin korkulacak değil doğal kabul edildiği...
Eleştirinin düşmanlık sayılmadığı...
Devlet kapısında herkesin eşit görüldüğü bir düzen...
Çünkü güçlü devlet; yüksek binalar yapan değil, güçlü kurumlar kuran devlettir.
Güçlü toplum ise en zengin toplum değil, vicdanını koruyabilen toplumdur.
Bir devletin büyüklüğü, en güçlü insanına sağladığı imkânlarla değil; en zayıf vatandaşına sunduğu adaletle ölçülür.
Eğer bunu başarabilirsek sadece bugünü değil, çocuklarımızın yarınını da güvence altına almış oluruz.
Çünkü devletleri ayakta tutan beton değil, vicdandır. Bizden söylemesi…

Bu haber 65 defa okunmuştur

:

:

:

: