Kıbrıs meselesinde yıllardır aynı gerçeği görüyoruz: Hukuk, siyasi hedeflere ulaşmanın aracı haline getirildiğinde ne adalet kalır ne de güven. Son dönemde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kuzey Kıbrıs'taki taşınmazlarla ilgili attığı adımlar da tam olarak bunu gösteriyor.
Kıbrıs meselesinde yıllardır aynı gerçeği görüyoruz: Hukuk, siyasi hedeflere ulaşmanın aracı haline getirildiğinde ne adalet kalır ne de güven. Son dönemde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kuzey Kıbrıs'taki taşınmazlarla ilgili attığı adımlar da tam olarak bunu gösteriyor.
Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ın Ada TV'de dile getirdiği 'Hristodulidis rejimi eşkıyalık yapıyor' sözü elbette serttir. Ancak bu sertliğin arkasında yaşanan somut olaylar vardır.
Kuzey Kıbrıs'ta yürürlükte olan yasalara göre taşınmaz satın alan, tapusunu alan veya yatırım yapan insanların yıllar sonra uluslararası baskı, tutuklama tehdidi ya da cezai yaptırımlarla karşı karşıya bırakılması hukuki bir mesele olmaktan çıkmış, siyasi bir baskı aracına dönüşmüştür.
Bir kişi resmi makamların onayıyla bir mülk satın alıyor. Vergisini ödüyor, tapusunu alıyor, yatırım yapıyor. Sonra da 'Rum malı olduğunu bilmeliydin' denilerek suçlu ilan ediliyor. Bunun adı hukuk olamaz.
Bu yaklaşım yalnızca yatırımcıyı korkutmuyor; Kıbrıs'ta zaten kırılgan olan güven ortamını da daha fazla zedeliyor. Oysa yıllardır herkes güven artırıcı önlemlerden söz ediyor. Güven artırmanın yolu insanları mahkeme koridorlarına sürüklemek değil, diyalog kanallarını güçlendirmektir.
Diğer taraftan, Doğu Akdeniz artık yirmi yıl önceki Doğu Akdeniz değildir. Gazze'deki savaş, Suriye'deki belirsizlik, İran eksenli gerilimler, enerji rekabeti ve büyük güçlerin bölgeye artan ilgisi, Kıbrıs'ın stratejik önemini daha da artırmıştır.
Böyle bir tabloda Türkiye'nin garantörlüğünü tartışmaya açmanın gerçekçi olmadığını söyleyenler de haksız değildir. Çünkü güvenlik yalnızca askeri bir kavram değildir; aynı zamanda siyasi istikrarın da temelidir. Taraflardan birinin bütün güvenlik kaygılarını yok sayarak çözüm üretmeye çalışmak, müzakereyi daha başlamadan çıkmaza sokar..
Asıl ihtiyaç duyulan şey, karşı tarafı cezalandırmaya çalışan yeni yöntemler değil, gerçekçi ve karşılıklı saygıya dayalı bir müzakere zemini oluşturmaktır.
Unutulmamalıdır ki mahkemeler, tutuklamalar ve siyasi baskılar hiçbir zaman kalıcı barış üretmedi. Barış ancak karşı tarafın varlığını ve iradesini kabul etmekle mümkündür.
Biri Rum lider Hristodulidis’e söylesin.
Anadolu'nun dillerden düşmeyen o türküsü bugün de anlamını koruyor:
'Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz.'
Bu söz sadece bir türkü değildir. Gücün hukukun yerine geçtiği her döneme verilmiş tarihi bir cevaptır. Kıbrıs'ta da kalıcı çözüm, baskıyla değil; adaletle, karşılıklı saygıyla ve gerçekçi siyasetle mümkün olacaktır. Bizden söylemesi…