Bugüne kadar Kıbrıs meselesinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin attığı adımlara büyük ölçüde sessiz kalan, “Avrupa Birliği’nin büyük abisi” Almanya, sonunda kendi vatandaşının 25 aydır cezaevinde tutulmasına dayanamadı.
Bugüne kadar Kıbrıs meselesinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin attığı adımlara büyük ölçüde sessiz kalan, “Avrupa Birliği’nin büyük abisi” Almanya, sonunda kendi vatandaşının 25 aydır cezaevinde tutulmasına dayanamadı.
Almanya’nın Lefkoşa Büyükelçiliği, kuzeyde Kıbrıslı Rumlara ait taşınmazların satışını tanıtmakla suçlanan Alman vatandaşı Ewa Isabella Künzel’in 25 aydır tutuklu bulunması üzerine “güçlü protestoda” bulundu.
Büyükelçilik, Künzel’in serbest bırakılmasını talep ediyor.
Ama mahkeme, davanın karmaşıklığını gerekçe göstererek son kefalet başvurusunu da reddediyor.
Şimdi burada durup sormak gerekiyor:
Almanya’nın sabrının taşması için bir Alman vatandaşının 25 ay boyunca cezaevinde tutulması mı gerekiyordu?
Peki bugüne kadar ne oldu?
Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan insanların, işletmelerin, yatırımcıların ve mülk sahiplerinin karşı karşıya kaldığı baskılar neden Almanya’nın dikkatini çekmedi?
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin kuzeydeki taşınmazlar üzerinden yürüttüğü politikalar konusunda neden bugüne kadar aynı yüksek sesli protestoları duymadık?
Çünkü mesele bir Alman vatandaşı olunca mı hukuk önem kazandı?
Eğer mesele hukuksa, hukuk herkes için hukuk olmalıdır.
Vatandaşlığına göre değişen bir hukuk, hukuk değildir.
Güney Kıbrıs’ın kuzeydeki taşınmazlar konusunda giderek sertleşen yaklaşımı yeni değil.
Kuzeydeki mülkiyet meselesinin bir siyasi baskı aracına dönüştürülmesi tartışmaları da yeni değil.
Rum Yönetimi, kendi hukuk sistemini Kıbrıs’ın tamamında geçerliymiş gibi yorumlayarak kuzeydeki taşınmazlarla ilgili çeşitli adımlar atıyor.
Ve Avrupa Birliği, çoğu zaman bu yaklaşım karşısında ciddi bir siyasi sorgulama yapmıyor.
Almanya, Avrupa Birliği’nin en güçlü ülkelerinden biri.
Ekonomik ve siyasi ağırlığı tartışılmaz.
Dolayısıyla Berlin’in Güney Kıbrıs karşısındaki tutumu sadece bir diplomatik tercih değildir.
Aynı zamanda Avrupa’nın Kıbrıs politikasının şekillenmesinde etkili bir tercihtir.
Avrupa’nın temel değerleri olan demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve adalet ilkeleri Kıbrıs söz konusu olduğunda başka bir ölçüyle değerlendirilmemeli.
Bugün bir Alman vatandaşının tutukluluğu söz konusu olduğunda Berlin’in sesi yükseliyor.
Peki Kıbrıs Türklerinin hakları söz konusu olduğunda neden aynı ses çıkmıyor?
Güney Kıbrıs’ın yıllardır sergilediği tutumun giderek daha da cesur hale gelmesinin bir nedeni var.
Karşısında ciddi bir Avrupa baskısı görmüyor.
Tam tersine, Avrupa Birliği üyeliğinin sağladığı siyasi avantajları kullanıyor.
Kendisini Kıbrıs’ın tek temsilcisi olarak sunuyor.
Kıbrıs’ta çözüm aranıyorsa tarafların birbirini tehdit ederek, tutuklayarak, korkutarak veya ekonomik baskı altına alarak masaya getirilmesi mümkün değildir. Bizden söylemesi…