Türkiye, yıllardır ağır bir bedel ödediği terör meselesinde tarihi bir eşikten geçiyor.
TBMM Genel Kurulu’nda “Terörsüz Türkiye Çerçeve Yasası” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin 467 oyla kabul edilmesi, sıradan bir Meclis kararı değildir. Bu tablo, Türkiye’nin terör belasından kurtulma konusunda siyasi görüşlerin ötesinde geniş bir mutabakata ulaşabileceğini göstermektedir.
Şimdi yapılması gereken, bu iradeyi tartışmalarla tüketmek değil, sorumluluk bilinciyle süreci yürütmektir.
Elbette burada çok hassas bir nokta var: Bu düzenleme bir af değildir.
Ortada koşulsuz bir bağışlama, geçmişin üzerini örtme ya da suçları yok sayma anlayışı yoktur. Sürecin temel şartı açıktır: PKK/KCK ve bağlantılı yapıların fiili varlığı sona erecek, silahlar teslim edilecek ve bu durum devletin güvenlik kurumları tarafından tespit edilerek Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilecektir.
Yani önce silahlar susacak, sonra hukuki süreç başlayacaktır.
Bu yaklaşım, Türkiye’nin kendi sorununu kendi şartları ve kendi iradesiyle çözme arayışının bir sonucudur. Başka ülkelerin reçetelerine ihtiyaç duymadan, Türkiye’ye özgü bir model ortaya konulmaktadır.
Elbette toplumun adalet duygusu korunmalıdır. Kasten öldürme gibi ağır suçları işleyenlerin kapsam dışında bırakılması da bu hassasiyetin göstergesidir. Devlet, bir yandan terörün sona ermesini hedeflerken diğer yandan adalet duygusunu zedelememelidir.
Terörsüz Türkiye yalnızca güvenlik meselesi değildir. Aynı zamanda ekonomik kalkınma, demokrasi, toplumsal huzur ve Türkiye’nin geleceği meselesidir.
Teröre ayrılan kaynakların bilime, teknolojiye, üretime, eğitime ve sosyal kalkınmaya yönelmesi; Türkiye’nin ekonomik gücünü artıracaktır. Daha önemlisi, gençlerin geleceğini silahların değil, eğitimin ve üretimin belirlediği bir ülke ortaya çıkacaktır.
Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat var.
Silahların sustuğu, siyasetin konuştuğu, kardeşliğin güçlendiği bir Türkiye…
Bu hedefe ulaşmak kolay olmayacaktır. Sabır, kararlılık ve güçlü bir devlet aklı gerektirecektir.
Ama artık mesele şudur:
Türkiye terörün geçmişini değil, huzurun geleceğini konuşmalıdır.
Çünkü terörsüz Türkiye, sadece bir güvenlik hedefi değil; Türkiye’nin daha güçlü, daha müreffeh ve daha bütünleşmiş yarınlarının anahtarıdır.
‘Terörsüz Türkiye’den hazzetmeyenler de elbette vardır. Ateş çemberi bir coğrafyada yaşayan bizler yıllar yılı her başımızı kaldırdığımızda başımıza bela edilen terörden kurtulduğumuz anda üzerimize oynanan oyunları da bozmuş olacağız.
KKTC olarak bizler de hiç şüphesiz ‘Terörsüz Türkiye’nin en büyük kazananı olacağız. Çünkü bu coğrafyada ayakta kalabilmemizin tek şartı Türkiye’nin arkamızda dimdik ve en güçlü vaziyette durabilmesidir. Türkiye güçlü yarınlar için bu eşiği geçerse elbette KKTC’de bizler de en büyük kazanan olacağız.
Parola elbette bellidir: “Terörsüz Türkiye, Güçlü KKTC” Başka çıkış yolu yok. Bizden söylemesi…